
Gitmek, kalmaktır.
Bugün, yarın olmayan ve dünden intikam alan bir acı değil. Ama günleri kovamıyorum yaşamımdan. O kadar büyük acılar gelebiliyor ki bazen. Oturup şarap içebiliyorum usulca.
Kendimi eğittim; her an kapıyı çekip çıkmak ve gitmek isteğimi gerçekleştirmemek için. Ama kendimi eğitirken anladım ki, doğru olan bu değil. Daha doğrusu kendimi eğitirken anlamadım. Bu eğitmi başarıyla gerçekleştirdikten sonra, senin kapıyı çekip, vurup gittiğin sonra telefonunu unutum zile basıp gelip telefonunu alıp gittiğin o gün. Öğrendim. Ya gittin bildiğin. Ben şimdi ne yapacağım bu davranışına karşılık. Koca bir hiç.
Evet koca bir hiç. Ben de gittim farkında değilsin ama burada kalarak. Çünkü benim artık çekip gitmek için cesaretim gücüm ve direncim yok. Bütün savunmamı indirdim ve bitti.
Kızılacak olan kavram karmaşası mı? Değil. Kızılacak bir şey kalmadı. Daha önce yazmıştım oraya buraya, benim gitmelerimi engellerken, istemezken; kendinde çekip gidebileceğini unuttun.
Bilerek kitledim kapıyı sen banyodayken. Senin anahtarın olmadığını bilmediğimden değil. Kapalı olduğunu bile bile, gitme bak sonu çözüm değil bunun demek için. Ama sen sanki bir zafer kutlar gibi anahtarını çıkardın ve kilidi açtın; gittin.
Bu fotoğraf niye peki? Bu fotoğraf bana gitmeyi anlatıyor. Anasını sattığımın dünyasında bu adam gidemiyor bir yere. Ama herkes bir yerlere gidiyor. O gidişini orada kalarak gösteriyor. Kaçımız bunu yaşamak telaşından farkedebiliyoruz.
Ben uyudum yine, kaçmak biliyorum. Gittim uyuyarak. Ama artık yapabileceğim ne var onu bilmiyorum. Seni arayıp;
-Nerdesin? Eve gelir misin? Hadi ama gel…
Bunlar ve buna benzeyen cümleler çözüm olabilecek mi? Tabi ki hayır. Hayatımda belkide ilk defa senden; içten ama sıradanlanmamış olanlardan bir özür ve sarılma bekledim.
Beni uyandırdın. Birlikte kahvaltı yapalım dedin. Kalktım; tek soluk etmeden gittim ocağın altığını yaktım çayı tekrar demlensin diye.
-Barışalım artık.
Bu cümleyi kurdun ve tek bir özürdileme ya da sarılma eylemi yapmadın. İşte onu bekledim o on saniye durup beklediğimde. Ne gerek var dedim. Ne gerek var barışmaya. Evet ne gerek var, yaşamımızı bu tekerrürlerle dolduracaksak ne gerek var.
Bu tekerrürler beni susturdu artık. Sustum. Artık konuşmamı çok umut eden insanlar dahi çok fazla sesimi duyamayacaklar. O kadar ki kendi sesimi unutana kadar susmak istiyorum.
Sonra “tık tık” kapı çaldı ve geldin. Yine sustum. Geçtim bilgisayarımın başına sende girdin içeri, salona geçtin. Bilmiyorum ne düşündün de geldin geri? Ama bir kere gidildikten sonra geri gelmek anlamlı mıdır? Peki ne kadar süre sonra geri geldiğin bu anlamı besler mi?
Yaşamak bu kadar ağırsa, hafif olan tek şey suskunluğum olacak bundan böyle. Hep susacağım.
Tartışma
Henüz yorum yapılmamış.