<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Nedenler...</title>
	<atom:link href="http://lordneruda.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://lordneruda.wordpress.com</link>
	<description>kimse söyleyemez!</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Sep 2010 22:45:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='lordneruda.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/9140a5927967c8882c13224b1aa323c2?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>Nedenler...</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://lordneruda.wordpress.com/osd.xml" title="Nedenler..." />
	<atom:link rel='hub' href='http://lordneruda.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Filtre Kahve</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/28/filtre-kahve/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/28/filtre-kahve/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Sep 2010 22:45:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Filtre kahve içmeye benzetiyorum seni sevmeyi. Hep süzülüyor, hep damıtılıyor. Tadı sonra çıkıyor. Belkide o yüzden çok seviyorum seni sevmeyi ya da filtre kahve içmeyi. Artık neyi ne kadar çok sevdiğimi karıştıracak kadar çok filtre kahve içiyorum ya da seni seviyorum. Ölüm eleğinden geçer gibi gözlerim, ellerime batar kor tanelerin&#8230; Neden seviyorum filtre kahve içmeyi &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/28/filtre-kahve/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=91&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Filtre kahve içmeye benzetiyorum seni sevmeyi.</p>
<p>Hep süzülüyor, hep damıtılıyor. Tadı sonra çıkıyor.</p>
<p>Belkide o yüzden çok seviyorum seni sevmeyi ya da filtre kahve içmeyi.</p>
<p>Artık neyi ne kadar çok sevdiğimi karıştıracak kadar çok filtre kahve içiyorum ya da seni seviyorum.</p>
<p>Ölüm eleğinden geçer gibi gözlerim, ellerime batar kor tanelerin&#8230;</p></blockquote>
<p><span id="more-91"></span>Neden seviyorum filtre kahve içmeyi bilmiyorum ama seni sevdiğim için değil, aynı zamanda seni de onu sevdiğim için seviyor değilim. Yani aranızda bir bağ yok gibi ama hep andırırsınız birbirinizi bana. Bana beni hatırlatan pek birşey kalmadı ama seni bana hatırlatması anlamlı mı? Neden bu denli bunu düşünüyorum o konuda tek bir beyan var&#8230;</p>
<p>Seni sevmekle filtre kahveyi sevmek arasındaki en büyük fark. Filtre kahve hala o masum çocuk sevincime sahip. Sen ise daha olgun olan yanımın yaralı sevincine sahipsin&#8230;</p>
<p>Seni sevmeyi sevmek kadar çok filtre kahve içerken sevdim&#8230;</p>
<p>Neyse.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/91/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=91&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/28/filtre-kahve/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Solunum, sindirim ve sıçmak.</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/06/solunum-sindirim-ve-sicmak/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/06/solunum-sindirim-ve-sicmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 22:27:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=87</guid>
		<description><![CDATA[Ne kadar uzak durabilirsin uzanamadığın yerlere? İç geçirişlerin kadar. Ne kadar azalabilirsin çoğalamadığın her ölüye? İç geçirişlerin kadar. Ölüm elini çekmediği sürece cesetlerden kurtulamayacağız bu yaşamak saltanatından. Yaşamak zorunda kalınan ölüm saraylarından. Sarayların camları kirlendikçe aydınlanıyor ellerimizdeki pas lekeleri. Herhangi bir pislik kadar değersiz hissedene kadar&#8230; Bir ince ölüm kovalıyor, ellerini omzuna atıyor; kemiklerini titreterek &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/06/solunum-sindirim-ve-sicmak/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=87&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Ne kadar uzak durabilirsin</p>
<p>uzanamadığın yerlere?</p>
<p>İç geçirişlerin kadar.</p>
<p>Ne kadar azalabilirsin</p>
<p>çoğalamadığın her ölüye?</p>
<p>İç geçirişlerin kadar.</p></blockquote>
<p>Ölüm elini çekmediği sürece cesetlerden kurtulamayacağız bu yaşamak saltanatından. Yaşamak zorunda kalınan ölüm saraylarından. Sarayların camları kirlendikçe aydınlanıyor ellerimizdeki pas lekeleri. Herhangi bir pislik kadar değersiz hissedene kadar&#8230;</p>
<p><span id="more-87"></span></p>
<p>Bir ince ölüm kovalıyor, ellerini omzuna atıyor; kemiklerini titreterek kavrıyor iri yarı bedenini senden daha iri elleri ile birlikte; kalın bir yaşama ince elleriyle dokunmasını bekleyecek kadar kaba değiliz ya işte unutmak sırrından vazgeçilmesindeki ince sızı arada kalınan incelik ve kabalık değil: Sadece ellerini kirletmeyi göze alabilenler ve kabalaşmayı göze alamayanlar var anılarımızda, kirlenebilmek mi kabalaşmak mı yoksa hep incelmek mi gözleri iri yarı dünyanın ta dibine inmek için gerekli; gereksinimlerden vazgeçmekte bir gereklilik olduğundan aslında kaçışlarımıza bir neden arıyoruz ve ya aramamak için onu aramayı aklımızın ucundan geçiremeyeceğimiz yerlere saklıyor, yanlızlığında boğulabileceği sonra da bizi boğabileceği bir ince ölüm kovalatıyoruz.</p>
<p>Bunları &#8220;biz&#8221;ler mi yoksa &#8220;ben&#8221;ler mi yapıyor. Bu benler arasında sizlerde varsınız sizin beneklerinizde. Benekler: yaşamınıza aldığınız ve sonra çıkaramasını beceremediğiniz yetilerinizden kaynaklanan güneş yanıklarıdır. Güneş ise aslında sadece sıcaklık ve ışık saçan algılarınızı uyaran bir uyarıcı değil, ayırıcıdır. Sizin sizlerinizi benim benlerimi ve sizin benlerinizi birbirinden ayırmaya yarar. Gün ışığından kaçış nedenlerinden biri bu değildir. Kati olan tek şey bu. Bunun nedeni bu değil. Gerisi sadece bir yaşam taslağı. Benlerinizi özgür ve haklı kılmak için &#8220;o&#8221;lar ve &#8220;sen&#8221;ler yaratarak yüz göz olduğunu aslında &#8220;o&#8221;lar ve &#8220;sen&#8221;ler değildir, tek olan &#8220;o&#8221;lar ve &#8220;sen&#8221;lerin, bir başkası tarafından &#8220;benlerimize&#8221; yerleştirdiğidir. Bunu parayla satın alamazsınız. Satın alabildiğiniz tek şey paradır zaten. Orospular bunu sağlamaz. Orospular &#8220;o&#8221;lar değillerdir. Orospular &#8220;benlerdir&#8221; yani &#8220;benlerinize&#8221; &#8220;o&#8221; diyen benliklerdir. &#8220;Ben&#8221; derken iki kez düşünür olduysam tek nedeni bu değildir. Bir ben dört kişi dört kişi sekiz ben ve ben tekil ise burada bir imla ve dilbilgisi hatası yok. Kısacası en özü bizler birer beneğiz orospuların götünde. Götlerimiz ise beneklere benlik sağlayan bir bilinç çanağı, bilinçlerinizi açık tutmak her zaman sizin birşeyi farkedeceğiniz anlamınada gelmiyor. Siz farketmeden bilincinize bilinç aşılayabilirler. Bilinçlerinizi kapatın kendi içlerine, ortada o kadar göt görmek mide bulandırabilir. Taslak olarak bir göt bilinçci ile bir masada oturup içme ihtimalinizi ortadan kaldıran tek şey sizin kati bir yavşak olmanız. Benimde öyle. Üzerinize alınmayın. Hani &#8220;benler&#8221; &#8220;o&#8221; ya ben sadece &#8220;o&#8221;larımı bencilleştirdim. Üzerine alınan bir &#8220;o&#8221; iseniz &#8220;benek&#8221; olmanız içten değil.</p>
<p>Dağılan düşüncelerin bir araya toplanma çabası her zaman sağlıklı bir sonuç çıkarmıyor. Bunu düşünmek tek başına yapılabilecek birşey olmasa dahi kişiliklerini bir araya toplamak isteyen bir taslağım dünyada. Hangi taslağımı nereye bırakacağımı bilmiyorum.</p>
<p>Ölüm elini çekmediği sürece ruhumdan özgür kalamayacağım. Ölüm elini üzerimizde tuttuğu sürece yaşıyoruz lakin nefes alışımızı sağlayan azraildir. Elini çekerse ölürüz. Çünkü artık alıp gitmeye karar vermiştir bizi öbür tarafa. Hepimiz kadar azrail var bu dünyada. Öyle ya da böyle bu düşüncenin tek destekçisi Azrail&#8217;i içine kaplayan dinler, örfler, kültürler, insanlar, korkular ve ölümlerdir. Demek ölüm elini çekmezse bedenden almaz mı ahını alıngan tanrının.</p>
<p>Solunum, sonuç; sindirim, gelişme ve sıçmak, başlangıcıdır yaşamın.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/87/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/87/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=87&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/09/06/solunum-sindirim-ve-sicmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gölgelerde İstanbul &#8211; İstiklal</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/05/golgelerde-istanbul-istiklal/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/05/golgelerde-istanbul-istiklal/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Jun 2010 09:20:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Fotogünlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=82&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 414px"><img title="Gölgelerde İstanbul" src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs179.snc1/6734_123188735597_123162590597_2908775_280470_n.jpg" alt="Gölgelerde İstanbul" width="404" height="604" /><p class="wp-caption-text">İstiklal- K.Arda Kurt</p></div>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/82/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/82/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=82&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/05/golgelerde-istanbul-istiklal/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs179.snc1/6734_123188735597_123162590597_2908775_280470_n.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gölgelerde İstanbul</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>sesimi unutana kadar susmak&#8230;</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/04/sesimi-unutana-kadar-susmak/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/04/sesimi-unutana-kadar-susmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 11:08:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoyas]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[Fotogünlük]]></category>
		<category><![CDATA[fotoyas]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=66</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, yarın olmayan ve dünden intikam alan bir acı değil. Ama günleri kovamıyorum yaşamımdan. O kadar büyük acılar gelebiliyor ki bazen. Oturup şarap içebiliyorum usulca. Kendimi eğittim; her an kapıyı çekip çıkmak ve gitmek isteğimi gerçekleştirmemek için. Ama kendimi eğitirken anladım ki, doğru olan bu değil. Daha doğrusu kendimi eğitirken anlamadım. Bu eğitmi başarıyla gerçekleştirdikten &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/04/sesimi-unutana-kadar-susmak/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=66&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 333px"><img class=" " title="Gitmek, kalmaktır." src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_123188715597_123162590597_2908772_2547525_n.jpg" alt="Gitmek, kalmaktır." width="323" height="483" /><p class="wp-caption-text">Gitmek, kalmaktır.</p></div>
<p>Bugün, yarın olmayan ve dünden intikam alan bir acı değil. Ama günleri kovamıyorum yaşamımdan. O kadar büyük acılar gelebiliyor ki bazen. Oturup şarap içebiliyorum usulca.</p>
<p><span id="more-66"></span>Kendimi eğittim; her an kapıyı çekip çıkmak ve gitmek isteğimi gerçekleştirmemek için. Ama kendimi eğitirken anladım ki, doğru olan bu değil. Daha doğrusu kendimi eğitirken anlamadım. Bu eğitmi başarıyla gerçekleştirdikten sonra, senin kapıyı çekip, vurup gittiğin sonra telefonunu unutum zile basıp gelip telefonunu alıp gittiğin o gün. Öğrendim. Ya gittin bildiğin. Ben şimdi ne yapacağım  bu davranışına karşılık. Koca bir hiç.</p>
<p>Evet koca bir hiç. Ben de gittim farkında değilsin ama burada kalarak. Çünkü benim artık çekip gitmek için cesaretim gücüm ve direncim yok. Bütün savunmamı indirdim ve bitti.</p>
<p>Kızılacak olan kavram karmaşası mı? Değil. Kızılacak bir şey kalmadı. Daha önce yazmıştım oraya buraya,  benim gitmelerimi engellerken, istemezken; kendinde çekip gidebileceğini unuttun.</p>
<p>Bilerek kitledim kapıyı sen banyodayken. Senin anahtarın olmadığını bilmediğimden değil. Kapalı olduğunu bile bile, gitme bak sonu çözüm değil bunun demek için. Ama sen sanki bir zafer kutlar gibi anahtarını çıkardın ve kilidi açtın; gittin.</p>
<p>Bu fotoğraf niye peki? Bu fotoğraf bana gitmeyi anlatıyor. Anasını sattığımın dünyasında bu adam gidemiyor bir yere. Ama herkes bir yerlere gidiyor. O gidişini orada kalarak gösteriyor. Kaçımız bunu yaşamak telaşından farkedebiliyoruz.</p>
<p>Ben uyudum yine, kaçmak biliyorum. Gittim uyuyarak. Ama artık yapabileceğim ne var onu bilmiyorum. Seni arayıp;</p>
<p>-Nerdesin? Eve gelir misin? Hadi ama gel&#8230;</p>
<p>Bunlar ve buna benzeyen cümleler çözüm olabilecek mi? Tabi ki hayır. Hayatımda belkide ilk defa senden; içten ama sıradanlanmamış olanlardan bir özür ve sarılma bekledim.</p>
<p>Beni uyandırdın. Birlikte kahvaltı yapalım dedin. Kalktım; tek soluk etmeden gittim ocağın altığını yaktım çayı tekrar demlensin diye.</p>
<p>-Barışalım artık.</p>
<p>Bu cümleyi kurdun ve tek bir özürdileme ya da sarılma eylemi yapmadın. İşte onu bekledim o on saniye durup beklediğimde. Ne gerek var dedim. Ne gerek var barışmaya. Evet ne gerek var, yaşamımızı bu tekerrürlerle dolduracaksak ne gerek var.</p>
<p>Bu tekerrürler beni susturdu artık. Sustum. Artık konuşmamı çok umut eden insanlar dahi çok fazla sesimi duyamayacaklar. O kadar ki kendi sesimi unutana kadar susmak istiyorum.</p>
<p>Sonra &#8220;tık tık&#8221; kapı çaldı ve geldin. Yine sustum. Geçtim bilgisayarımın başına sende girdin içeri, salona geçtin. Bilmiyorum ne düşündün de geldin geri? Ama bir kere gidildikten sonra geri gelmek anlamlı mıdır? Peki ne kadar süre sonra geri geldiğin bu anlamı besler mi?</p>
<p>Yaşamak bu kadar ağırsa, hafif olan tek şey suskunluğum olacak bundan böyle. Hep susacağım.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/66/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/66/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=66&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/04/sesimi-unutana-kadar-susmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_123188715597_123162590597_2908772_2547525_n.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Gitmek, kalmaktır.</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yaşamak bir ağaç gibi&#8230;</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/03/yasamak-bir-agac-gibi/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/03/yasamak-bir-agac-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Jun 2010 12:33:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoyas]]></category>
		<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[fotoyas]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet Ran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamak bir ağaç gibi&#8230; Evet öyle. Bugün Haziranın herhangi bir günü&#8230; tek ve hür Bugün Haziranın herhangi bir günü&#8230; ve bir orman gibi kardeşcesine Nâzım Hikmet 20 Kasım 1901&#8242;de Selanik&#8217;te doğdu (aile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir), 3 Haziran 1963&#8242;te &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/03/yasamak-bir-agac-gibi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=59&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 333px"><img class=" " title="Yaşamak bir ağaç gibi..." src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_123188840597_123162590597_2908792_3579413_n.jpg" alt="" width="323" height="474" /><p class="wp-caption-text">Yaşamak bir ağaç gibi... - Koray Arda Kurt</p></div>
<p><em>Yaşamak bir ağaç gibi&#8230;</em></p>
<p><em> Evet öyle. </em></p>
<p><em>Bugün Haziranın herhangi bir günü&#8230;</em></p>
<p><em>tek ve hür</em></p>
<p><em>Bugün Haziranın herhangi bir günü&#8230;</em></p>
<p><em>ve bir orman gibi kardeşcesine</em></p>
<p><span id="more-59"></span><span style="color:#ffffff;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span></p>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><strong>Nâzım Hikmet</strong> 20 Kasım 1901&#8242;de Selanik&#8217;te doğdu (aile çevresinde 40 gün için bir yaş  büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de  bunu benimsemiştir), 3 Haziran 1963&#8242;te Moskova&#8217;da öldü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Baba tarafından dedesi Nâzım Paşa valiliklerde bulunmuş,  özgürlükçü, şairliği olan bir kişiydi. Mevlevi tarikatındandı. Anayasacı  Mithat Paşanın yakın arkadaşıydı.  Babası Hikmet Bey ise Mekteb-i  Sultani (sonradan Galatasaray Lisesi) mezunu, önce ticaret yaşamını  denemiş, başaramayınca Kalem-i Ecnebiye&#8217;ye (dışişleri) bağlanmış bir  memurdu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Dilci, eğitimci Enver Paşa&#8217;nın kızı olan annesi Celile Hanım,  Fransızca konuşan, piyano çalan, ressam denecek kadar iyi resim yapan  bir kadındı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet&#8217;in eğitiminde dönemin ileri düşüncelerine sahip  aile çevresinin büyük etkisi oldu. Bir yıl kadar, Fransızca öğretim  yapan bir okulda, sonra Göztepe&#8217;deki Numune Mektebi&#8217;nde (Taşmektep)  okudu. İlkokulu bitirince, arkadaşı Vâlâ Nureddin&#8217;le birlikte Mekteb-i  Sultani&#8217;nin hazırlık sınıfına yazıldı. Ertesi yıl ailesinin paraca  sıkıntıya düşmesi yüzünden bu masraflı okuldan alınarak Nişantaşı  Sultanisi&#8217;ne verildi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu arada dedesi Nâzım Paşa&#8217;nın etkisiyle şiirler de yazmaya  başlamıştı. Bir aile toplantısında denizciler için yazdığı bir  kahramanlık şiirini dinleyen Bahriye Nazırı Cemal Paşa çok etkilenerek  bu yetenekli gencin Heybeliada Bahriye Mektebi&#8217;ne geçmesini istedi,  aileden olumlu karşılık alınca da bu okula girmesine yardım etti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet 1917&#8242;de girdiği Heybeliada Bahriye Mektebi&#8217;ni  1919&#8242;da bitirip Hamidiye kruvazörüne stajyer güverte subayı olarak  atandı. Aynı yılın kışında son sınıftayken geçirdiği zatülcenp hastalığı  tekrarladı. Aile dostu olan Deniz Hastanesi Başhekimi Hakkı Şinasi  Paşanın gözetiminde iki ay süren bir sağaltım döneminden sonra,  kendisine iki ay da evde dinlenme izni verildi. Bu süre sonunda da  toparlanamadığı, deniz subayı olarak görev yapabilecek sağlık durumuna  kavuşamadığı görülünce, 17 Mayıs 1920&#8242;de, Sağlık Kurulu raporuyla,  askerlikten çürüğe çıkarıldı.</span></dd>
<p><span style="color:#c0c0c0;"> </span></p>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Yazarlar Birliği&#8217;nin düzenlediği bir törenle Novodeviçiy  Mezarlığı&#8217;na gömüldü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Staraya Ruza&#8217;dan döndükten kısa bir süre sonra ise, 3 Haziran  1963 sabahı, Nâzım Hikmet bir kalp krizi sonucu Moskova&#8217;daki evinde</span> öldü. </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu arada hececi şairler arasında genç bir ses olarak oldukça  ünlenmişti. Bahriye Mektebi&#8217;nde tarih ve edebiyat öğretmeni olan, ayrıca  aile dostu olarak evlerine de gelip giden Yahya Kemal&#8217;e büyük hayranlık  duyuyor, yazdığı şiirleri gösterip eleştirilerini alıyordu. 1920&#8242;de  &#8220;Alemdar&#8221; gazetesinin açtığı bir yarışmada ünlü şairlerden oluşan seçici  kurul birincilik ödülünü ona vermiş, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Orhan  Seyfi gibi genç ustalar ondan sevgiyle söz eder olmuşlardı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">İstanbul işgal altındaydı ve Nâzım Hikmet coşkun bir vatan  sevgisini yansıtan direniş şiirleri yazıyordu. 1920&#8242;nin son günlerinde  yazdığı &#8220;Gençlik&#8221; adlı şiiri gençleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya  çağırmaktaydı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1 Ocak 1921&#8242;de ise Mustafa Kemal&#8217;e silah ve cephane kaçıran  gizli bir örgütün yardımıyla dört şair, Faruk Nafiz, Yusuf Ziya, Nâzım  Hikmet, Vâlâ Nureddin, Sirkeci&#8217;den kalkan Yeni Dünya vapuruna gizlice  bindiler. İnebolu&#8217;ya varınca, Ankara&#8217;ya geçebilmek için beş altı gün,  izin ve yol parası beklemeleri gerekti. Ama Ankara&#8217;dan yalnız Nâzım  Hikmet ile Vâlâ Nureddin&#8217;e izin çıktı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">İnebolu&#8217;da geçirdikleri günlerde, Anadolu&#8217;ya geçmek üzere,  onlar gibi izin bekleyen, Almanya&#8217;dan gelme genç öğrencilerle  tanışmışlardı. Aralarında Sadık Ahi (sonradan Mehmet Eti adıyla CHP  milletvekili), Vehbi (Prof. Vehbi Sarıdal), Nafi Atuf (Kansu, sonradan  CHP genel sekreteri) gibi kimseler de bulunan bu öğrenciler  Spartakistler olarak anılıyor, sosyalizmi savunuyor, Türkiye&#8217;nin Misak-ı  Milli sınırlarını ilk tanıyan ülke olarak Sovyetler Birliği&#8217;nden  övgüyle söz ediyorlardı. Bunlar Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin için  yepyeni bilgilerdi. Ankara&#8217;ya vardıklarında kendilerine verilen ilk görev İstanbul  gençliğini milli mücadeleye çağıran bir şiir yazmak oldu. Üç gün içinde  yazıp bitirdikleri bu üç sayfadan uzun şiir Matbuat Müdürlüğü&#8217;nce, 1921  martında 11,5 x 18 cm boyutlarında dört sayfa olarak, on bin adet  bastırılıp dağıtıldı. Şiirin yankıları o kadar büyük oldu ki, Millet  Meclisi üyeleri böyle güçlü bir çağrının doğurabileceği sorunların nasıl  çözüleceğini tartışmak gereğini duydular. Matbuat müdürü Muhittin  Birgen şiiri yayımlayıp dağıttığı için olumsuz eleştiriler aldı.  İstanbullu gençler Ankara&#8217;yı doldururlarsa onlara nerede, nasıl iş  bulunacağı önemli bir sorundu. Meclis&#8217;te sorguya çekilmekten tedirgin  olan Muhittin Birgen bir daha böyle bir duruma düşmemek için, Nâzım  Hikmet ile Vâlâ Nureddin&#8217;i Maarif Vekâleti&#8217;ne devretmeye karar verdi.</span> </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu arada Celile Hanım&#8217;ın uzaktan akrabası olan İsmail Fazıl  Paşa, yazdıkları şiirle ortalığı karıştıran bu iki yetenekli şairi  Meclis&#8217;e çağırarak Mustafa Kemal Paşaya takdim etti. </span></dd>
<dd> <span style="color:#c0c0c0;"> </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Mustafa Kemal&#8217;in  kendilerine söylediklerini Vâlâ Nureddin <em>Bu Dünyadan Nâzım Geçti</em> adlı kitabında şöyle aktarıyor : </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">&#8220;Basmakalıp laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal, bizim  için çok önemli bir sadede girdi : </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">&#8220;- Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak  yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız, dedi. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">&#8220;Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanına bir iki kişi  yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi.  Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı.&#8221; </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Kısa bir süre sonra öğretmen olarak Bolu&#8217;ya atandılar. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bolu&#8217;da Ağır Ceza Mahkemesi reis vekili Ziya Hilmi, eşrafın,  din adamlarının daha baştan benimsemedikleri, kalpak giyen, camiye  gitmeyen bu iki genç öğretmeni korudu. Bilgili bir kişi olan Ziya Hilmi  onlara Fransız Devrimi&#8217;ni anlatıyor, Lenin&#8217;den, Kautsky&#8217;den söz ediyor,  Sovyetler Birliği&#8217;ni görmek istediğini söylüyordu. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Tutucu çevrelerin baskısına, gizli polis örgütünün güvensizlik  belirten davranışları da eklenince, Bolu&#8217;da barınamayacaklarını anlayan  Nâzım Hikmet ile Vâlâ Nureddin, iyi bir öğrenim görmek, dünyada olup  bitenleri anlamak için Paris&#8217;e mi, Berlin&#8217;e mi, Moskova&#8217;ya mı gitsek  diye düşünürlerken, Ziya Hilmi&#8217;nin etkisiyle, Moskova&#8217;ya gitmeye karar  verdiler. 1921 ağustosunda Bolu&#8217;dan ayrılıp doğuda, Kâzım Karabekir  Paşanın yanında öğretmenlik etmeye gidiyormuş gibi davranarak, vapurla  Zonguldak&#8217;tan Trabzon&#8217;a geçtiler, oradan da gene vapurla 30 Eylül  1921&#8242;de Batum&#8217;a vardılar. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Böylece Sovyetler Birliği&#8217;ne ayak basan, yirmi yaşın eşiğindeki  iki genç şair Moskova&#8217;ya giderek Doğu Emekçileri Komünist  Üniversitesi&#8217;ne (KUTV) yazıldılar. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Nâzım Hikmet serbest müstezatı, Fransız şiirinin serbest  ölçüsünü biliyordu. Batum&#8217;da &#8220;İzvestiya&#8221; gazetesinde gördüğü, büyük bir  olasılıkla Mayakovski&#8217;nin yazdığı bir şiirin uzunlu kısalı dizelerine,  merdivenli istifine ilgi duymuş, ama Rusça bilmediği için içeriğini  anlayamamıştı. Moskova&#8217;ya giderken geçtikleri açlık bölgelerinde  gözlediklerinin etkisiyle yazmaya giriştiği &#8220;Açların Gözbebekleri&#8221;ni  hece ölçüsüne sokamadığını görünce, &#8220;İzvestiya&#8221;daki şiirin biçimsel  çağrışımlarından güç alarak, daha serbest yazmayı denedi. Ortaya yer yer  hece kalıplarıyla kurulmuş olsa da, kurallara uymayan, serbest bir ölçü  çıktı. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">İçine girdiği yeni dünyanın düşünce, duygu yükü altında, bu  serbest ölçüyle yazdığı şiirler birbirini izledi. Rusça öğrenince,  devrimci bir ortamda geçmişin bütün değerlerini hiçe sayarak yazan genç  Sovyet şairlerini okumaya başladı. Bunlar İtalya&#8217;da Marinetti&#8217;nin  başlattığı Gelecekçilik (Fütürizm) akımının etki alanında yazan, geçmişi  yadsıyarak her şeyi gelecekte gören devrimci şairlerdi. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bu dönemde yazdığı şiirlerin bazılarını 1923&#8242;te &#8220;Yeni Hayat&#8221;,  &#8220;Aydınlık&#8221; gibi dergilere göndererek yayımlatan Nâzım Hikmet,  üniversiteyi bitirince ülkesine dönmek istedi. 1924 ekiminde, çıkışında  olduğu gibi, gene gizlice sınırdan geçerek Türkiye&#8217;ye geldi. &#8220;Aydınlık&#8221;  dergisinde çalışmaya başladı. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">İstanbul&#8217;da polisçe izlendiğini anlayınca, bir basımevi kurmak  için İzmir&#8217;e geçti. Böylece gözlerden de uzaklaşmış oluyordu. 1925  şubatında Şeyh Sait İsyanı&#8217;nın başlaması üzerine, 4 Mart 1925&#8242;te  Takrir-i Sükûn Kanunu çıkarıldı. Bazı gazeteler, dergiler kapatıldığı  gibi, 1 Mayıs 1925&#8242;te yayımlanan bir bildirge dolayısıyla &#8220;Aydınlık&#8221;  dergisi çevresindeki yazarların çoğu da tutuklandılar. Ankara&#8217;da  İstiklal Mahkemesi&#8217;ndeki dava 12 Ağustos 1925&#8242;te sonuçlandığında  Nâzım&#8217;ın da gıyaben 15 yıla mahkûm edildiği görüldü. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bunun üzerine Nâzım Hikmet saklanmakta olduğu İzmir&#8217;den haziran  ayı ortalarında İstanbul&#8217;a gelerek gizlice yurt dışına çıkıp yeniden  Sovyetler Birliği&#8217;ne gitti. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Cezasının 1926&#8242;da Cumhuriyet Bayramı nedeniyle çıkarılan af  kapsamına girdiğini öğrenince, resmen yurda dönebilmek için pasaport  isteğiyle hemen Türk Elçiliği&#8217;ne başvurdu. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Tekrar tekrar yaptığı başvurulara olumlu karşılık alamadı. Bu  arada 28 Eylül 1927&#8242;de İstanbul&#8217;da dağıtılan bildiriler yüzünden açılan  bir davada gizli parti üyesi olmak suçlamasıyla, gene gıyaben 3 ay hapse  mahkûm edildi. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bir buçuk yıl kadar bekledikten sonra Elçilik&#8217;ten olumlu bir  karşılık alamayacağını kesinlikle anlayınca, 1928&#8242;de Bakû&#8217;da ilk şiir  kitabı <em>Güneşi İçenlerin Türküsü</em>&#8216;nü yayımlattı. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Aynı yılın temmuz ayında da, gıyaben aldığı mahkûmiyetlerden  temize çıkmak için, gizlice sınırı geçerek Kafkasya&#8217;dan Türkiye&#8217;ye  girdi. Arkadaşı Laz İsmail&#8217;le Hopa&#8217;da yakalandıklarında üstlerinde sahte  pasaportlar vardı. Sınırı izinsiz, üstelik de sahte pasaportlarla  geçmek suçuyla Savcı&#8217;nın karşısına çıkarıldılar. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">İki arkadaş yargılanmak üzere Rize&#8217;ye gönderilmeden önce Hopa  Cezaevi&#8217;nde iki ay beklediler. Güneşsiz, havasız, karanlık bir koğuşta,  nerdeyse hepsi köylü olan tutuklularla birlikte yatıp kalktılar. İki  arkadaşın yargılanmak üzere Hopa&#8217;dan Rize&#8217;ye gönderilmeleri  tutukluluklarının sona ermesini sağladı. Pasaportsuz sınır geçme suçunun  cezası üç gün hapisti. Fazlasıyla içerde kaldıkları için serbest  bırakılmaları gerekiyordu. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Ama başka bir suçtan cezaları bulunup bulunmadığını araştırmak  için yapılması gereken yazışmalar uzun süreceğinden, mevcutlu olarak  Ankara&#8217;ya gönderilmelerine karar verildi. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">4 Ekim 1928&#8242;de kelepçeli olarak İstanbul&#8217;a getirilişleri  gazetelerde eleştirilere yol açtı. İstanbul&#8217;da çıkarıldıkları mahkeme,  bütün  suçlamaların birleştirilerek ele alınması için, iki arkadaşın  Ankara&#8217;ya gönderilmelerini uygun gördü. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Basın yapılan onur kırıcı uygulamayı açıkça eleştirmeye  başlamıştı. Bir bağışlama yasası çıkarılmış, siyasal tutuklular  salıverilmişken, onların böyle bileklerinde kelepçeyle oradan oraya  dolaştırılmaları kınanıyordu. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Ama yazılanların bir yararı olmadı. 14 Ekim 1928&#8242;de Nâzım ile  Laz İsmail, Ankara&#8217;ya gene bileklerinde kelepçeleri, arkalarında  jandarmalarıyla gittiler. Hemen sorgulanıp tutuklandılar. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Önceki yargılanmalarından gerekli bilgilerin, belgelerin  toplanması biraz sürdü. Ancak 4 Kasım 1928&#8242;de başlayan duruşmaları 23  Aralık 1928&#8242;de sona erdi. </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Ankara Ağır Ceza  Mahkemesi, Nâzım Hikmet&#8217;in İstiklal Mahkemesi&#8217;nce verilip bağışlama  yasasıyla kaldırılan 15 yıllık cezasına dayanak olan belgeleri ele  alarak nerdeyse yeni bir yargılama yaptı. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Sonuçta tutuklanma tarihlerine göre, ikisinin de önceki  sonraki, bağışlanmış bağışlanmamış bütün cezalardan kurtuldukları  anlaşıldı. Böylece, serbest bırakılmalarına, yüzlerine karşı, oy  birliğiyle karar verildi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Ankara&#8217;daki dostları, başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere,  şairliğine inanan aydınlar, onun Halkevi&#8217;nde çalışmasını, Halk şiiriyle  ilgilenmesini, Anadolu&#8217;yu dolaşmasını istiyorlardı. Ama Nâzım Hikmet bu  gibi önerileri benimsemeyerek İstanbul&#8217;da Zekeriya Sertel&#8217;in çıkardığı  &#8220;Resimli Ay&#8221; dergisinin yazı kadrosuna katıldı. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bir yandan şiirlerini yayımlıyor, bir yandan da edebiyatın  yerleşmiş değerlerine karşı sert çıkışlar yapıyordu. &#8220;Putları Yıkıyoruz&#8221;  başlığı altında 1929 ortalarında başlattığı yazı dizisinde Abdülhak  Hâmit, Mehmet Emin gibi şairlere yönelttiği saldırılar basında büyük  yankılar uyandırdı. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Aynı yılın mayıs ayında yayımlanan <em>835 Satır</em> adlı kitabı  ise büyük bir ilgiyle karşılandı. Bunu gene o yıl çıkan <em>Jokond ile  Si-Ya-U</em> , ertesi yıl çıkan <em>Varan 3; 1+1=1</em> adlı kitapları  izledi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Temmuz 1930&#8242;da &#8220;Salkımsöğüt&#8221; ile &#8220;Bahri Hazer&#8221; şiirleri şairin  kendi sesiyle Columbia firmasınca plağa alındı. Yirmi günde tükenen bu  plağın kahveler, lokantalar gibi halka açık yerlerde çalınmaya  başlandığı görülünce, polisin duruma el koyup bazı uyarılara girişmesi  sonucu firma plağın yeni basımlarını yapmaktan vazgeçti. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1 Mayıs 1931 günü bir sivil polisin getirdiği çağrıyla, ertesi  gün Sorgu Yargıçlığı&#8217;nda sorgulanması yapıldı. İçişleri Bakanlığı&#8217;nın  emri doğrultusunda, ilk beş kitabındaki şiirlerinde &#8220;bir zümrenin başka  zümreler üzerinde hakimiyetini temin etmek gayesiyle halkı suça teşvik  ettiği&#8221; savıyla mahkemeye verildi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">6 Mayıs 1931 Çarşamba günü saat 15&#8242;te, 2. Asliye Ceza  Mahkemesi&#8217;nde, Türk Ceza Yasası&#8217;nın 311 ile 312. maddelerine dayanarak  başlayan mahkemeye, Nâzım Hikmet koyu renk bir giysi, çizgili boyunbağı,  elinde fötr şapkayla gelmişti. Az sonra Avukatı İrfan Emin Bey de  (Kösemihaloğlu) yanında yerini aldı. Küçük mahkeme odası üniversite  öğrencileri, genç şairler, şapkalı bayanlarla tıklım tıklım doluydu. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Sorgulanmasının bir yerinde Nâzım Hikmet şöyle dedi : </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">&#8220;İddianamede beş altı noktadan suçlama var. Bunların başında  benim komünist olduğumu ilan etmekliğim suç sayılmaktadır. Evet, ben  komünistim, bu muhakkaktır. Komünist şairim ve daha esaslı komünist  olmaya çalışıyorum. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu mucibince ben komünist  şair olmakla cürüm işlemiş olmam. Komünistlik bir tarz-ı telakkidir.  Diğer iktisadi ve siyasi meslekler nasıl cürüm değilse, komünist  mefkûresi de cürüm değildir. Benim bir sınıf halkı diğeri aleyhine  tahrik ettiğim iddiası söz konusu değildir.&#8221; </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bundan sonra yapıtlarını tek tek ele alıp yazılış amaçlarını  açıklayan şair, bir yerde, kendisini Batının emperyalist ülkelerinin  mahkemeye vermesi gerektiğini, bir yerde de, Türkiye&#8217;de ekonomik sıkıntı  olduğunu rakamlarla açıklayan Ticaret Odası Dergisi&#8217;ne değinerek,  halkın durumundan söz etmek suç ise, ekonomi bilimini ortadan kaldırmak  gerektiğini söyledi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Sorgulama bitince, Savcı esas hakkında görüşünü bildirerek, </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">&#8220;Müdafaasına nazaran suç için araştırılan kanuni unsur ve  şeraiti göremiyoruz, beraatini talep ederim,&#8221; dedi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Avukat İrfan Emin Bey ise coşkulu, uzun bir savunma yaptı.  Türkiye&#8217;nin emperyalizme karşı verdiği savaşa da değindiği konuşmasını, </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">&#8220;İddia makamının talebine katılarak beraatimizi talep ederiz,&#8221;  diye bitirdi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Yargıçlar dosyayı incelemek için on dakika ara vererek içeri  çekildiler. Mahkeme salonunda aklanma kararı bekleniyordu.  Ama öyle  olmadı, duruşma 10 Mayıs 1931 Pazar günü sabahına ertelendi. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Kimilerinde kuşku uyandıran bu erteleme ilgiyi büsbütün  artırmış, pazar sabahı gelen dinleyiciler salona sığmayıp koridora  taşmışlardı. Karar oybirliğiyle aklanma olarak okununca, büyük bir alkış  koptu. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1932&#8242;de Nâzım Hikmet&#8217;in <em>Benerci Kendini Niçin Öldürdü</em> adlı şiir kitabı basıldığı gibi, 1931-32 sezonunda <em>Kafatası</em>,  1932-33 sezonunda <em>Bir Ölü Evi</em> adlı oyunları da Darülbedayi&#8217;de  (sonradan İstanbul Şehir Tiyatrosu) sahneye kondu. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><em>Benerci Kendini Niçin Öldürdü?</em>&#8216;de Sühulet Kütüpanesi&#8217;nce  yakında yayımlanacağı duyurulan <em>Gece Gelen Telgraf</em> nedense 1933  yılı başında Muallim Ahmet Halit Kütüphanesi&#8217;nce yayımlandı. Kitabın  kapağı ile üçüncü sayfasında 1932 tarihi vardı, ama sondaki beş şiirin  altına 1933 tarihi konmuştu. Anlaşılan bu kitap basıma hazırlanırken  birtakım tedirginlikler yaşanmıştı. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><img class="alignleft" title="Nazım" src="http://www.nazimhikmetran.com/images/fotolar/29.jpg" alt="İlk beş kitabı için açılıp aklanmayla sonuçlanan davanın duruşmasında." width="250" height="164" /></span></span></span></p>
</dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><em>Gece Gelen Telgraf</em> yayımlandıktan bir süre sonra iki  dava açıldı. Birini 5 Mart 1933&#8242;te kitabı toplatan İstanbul Cumhuriyet  Savcılığı, &#8220;halkı rejim aleyhine kışkırtmak&#8221;tan, sırasıyla yazar Nâzım  Hikmet&#8217;e, yayımcı Ahmet Halit&#8217;e, basımevi sahibi Ali Beye karşı; öbürünü  ise, 9 Mayıs 1933&#8242;te, yapıtta yer alan &#8220;Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei  Kalemiye&#8221; adlı yergide &#8220;kendisine ve pederine hakaret ettiği&#8221;  gerekçesiyle Süreyya Paşa, Nâzım Hikmet&#8217;e karşı açmışlardı. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Oysa şair <em>Gece Gelen Telgraf</em> toplandıktan iki hafta  kadar sonra, 22 Mart 1933&#8242;te, gizli örgüt kurmak, üç kentte, İstanbul,  Bursa, Adana&#8217;da, duvarlara devrim bildirileri yapıştırarak, kitapçıklar  dağıtarak komünizm propagandası yapmaktan tutuklanmış, bir süre  İstanbul&#8217;da sorgulanmış, bu arada öbür davalarının duruşmalarında  bulunmuş, ama arkasından, yargılanmak üzere, 1 Haziran 1933&#8242;te, Bursa&#8217;ya  gönderilmişti. </span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">İdam talebiyle başlayan dava 31 Ocak 1934&#8242;te 5 yıl hapis  kararıyla son buldu. Temyiz bu kararı bozduysa da Bursa Mahkemesi 4 yıla  indirerek hapis kararında direndi.Cumhuriyet&#8217;in onuncu yılında  çıkarılmış olan bağışlama yasasıyla bu cezanın 3 yılı indirilince  geriye bir yıl kalıyordu. Oysa Nâzım Hikmet bir buçuk yıldır tutukluydu.  Böylece 6 ay alacaklı olarak cezaevinden çıkıp İstanbul&#8217;a geldi. </span></span></span><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;color:navy;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;color:navy;font-size:x-small;"> </span></span></p>
</dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;color:navy;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;color:navy;font-size:x-small;"> </span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1930&#8242;da tanışıp 1931&#8242;de evlenmeye karar verdiği halde kovuşturmalar,  tutuklamalar yüzünden buna olanak bulamadığı Piraye Altınoğlu ile 31  Ocak 1935&#8242;te evlendi. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Nâzım daha önce de Sovyetler Birliği&#8217;nde iki kez evlenmişti :  Birincisi orada görevli bir Türk ailesinin kızı olan Nüzhet Hanım ile  kısa bir evlilikti, ikincisi ise bir Rus kızı olan Dr. Lena ile memleket  hasreti yüzünden sona eren bir evlilik&#8230; </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Piraye Altınoğlu&#8217;nun ise ilk kocasından iki çocuğu vardı. Bu  evlilikle Nâzım Hikmet dört kişilik bir ailenin sorumluluğunu yüklenmiş  oluyordu. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Geçimini sağlamak için &#8220;Akşam&#8221; gazetesinde Orhan Selim takma  adıyla fıkralar yazmaya başladı. Gene takma adlarla gazetelerde tefrika  edilmek üzere romanlar yazdı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bir yandan da İpek Film Stüdyosu&#8217;nda senaryo yazarlığı, dublaj  yönetmenliği, film yönetmenliği gibi çeşitli işler yapmaktaydı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1935&#8242;te <em>Taranta Babu&#8217;ya Mektuplar</em> adlı şiir kitabını  yayımladı, <em>Unutulan Adam</em> adlı oyunu Darülbedayi&#8217;de sahneye kondu. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1936&#8242;da <em>Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı</em> adlı  şiir kitabı ile <em>Alman Faşizmi ve Irkçılığı</em> adlı çeviri derlemesi  yayımlandı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">II. Dünya Savaşı öncesinde sağcı ve solcu yazarlar arasındaki  gerginlik son haddine varmıştı. Basın organlarında karşılıklı suçlamalar  birbirini izliyordu. 1936 sonunda bildiri dağıtmak suçlamasıyla on iki  kişiyle birlikte gene tutuklanan Nâzım Hikmet, 1937 nisanında  duruşmaların tutuksuz yapılmasına karar verilmesi üzerine serbest  bırakıldı. Bu davadan beraat etmesinden kısa bir süre sonra ise, İpek  Sineması&#8217;nda resmi giysili bir Harp Okulu öğrencisinin kendisiyle  konuşmaya çalışması üzerine, bir provokasyonla karşı karşıya olduğuna  kesinlikle inanan şair, Emniyet Birinci Şube&#8217;ye telefon ederek :  &#8220;Yapmayın, ben burda çocuklarımın ekmek parası için didinip duruyorum,  siz hâlâ benim peşimdesiniz!&#8221; gibi sözler etti. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Aynı öğrenci bir süre sonra evine geldi. Birtakım sorular soran  bu genci şair ayaküstü verdiği CHP politikasına uygun yanıtlarla  başından savdı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">17 Ocak 1938 gecesi akrabası olan Celâleddin Ezine&#8217;nin evinde  otururlarken gelen polislerce tutuklanıp kısa bir süre İstanbul  Tevkifhanesi&#8217;nde bekletildikten sonra, Nâzım Hikmet Ankara&#8217;ya Harp Okulu  Komutanlığı Askeri Mahkemesi&#8217;ne gönderildi. Kesinlikle beraat edeceğini  umduğu bu dava, 29 Mart 1938&#8242;de &#8220;askeri kişileri üstlerine karşı isyana  teşvik&#8221; suçuyla 15 yıl ağır hapse mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. 28  Mayıs 1938&#8242;de temyiz bu cezayı onayladıktan sonra, Ankara Cezaevi&#8217;nden  alınarak İstanbul&#8217;da Sultanahmet Cezaevi&#8217;ne getirildi, kısa bir süre  sonra da, haziran ayı sonlarına doğru, Donanma Komutanlığı&#8217;ndan gelen  görevliler onu alıp kelepçeli olarak Köprü Kadıköy iskelesinden bir  motorla Adalar açığında bekleyen Erkin gemisine götürdüler. Önce bir  ayakyoluna, sonra sintine ambarına kapatıldı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bu kez de Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi&#8217;nde  yargılanacaktı. 10 Ağustos 1938 günü başlayan davada, on dokuz gün  sonra, 29 Ağustos 1938&#8242;de, &#8220;askeri isyana teşvik&#8221;ten, 20 yıl ağır hapse  mahkûm oldu. İki cezası birleştirilince 35 yıl tutuyordu. Mahkeme bunu  çeşitli gerekçelerle 28 yıl 4 aya indirerek karara bağladı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">29 Aralık 1938&#8242;de, Askeri Yargıtay&#8217;dan gelen onay, son umutları  da boşa çıkardı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1 Eylül 1938&#8242;de İstanbul Tevkifhanesi&#8217;ne, 1940 şubatında  Çankırı Cezaevi&#8217;ne, aynı yıl aralık ayında da Bursa Cezaevi&#8217;ne  gönderildi. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Bu cezaevlerinde toplam 12 yıl kalan Nâzım Hikmet yayımlama  olanağı bulunmadığı halde sürekli olarak şiir yazdı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">Cezaevlerinde tanıştığı, Türk halkının güç koşullar altında  yaşayan, yoksul, acılı kişileriyle dostluklar kurdu. <em>Dört  Hapisaneden; Kuvâyi Milliye; Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri;  Piraye&#8217;ye Rubailer; Memleketimden İnsan Manzaraları; Ferhad ile Şirin;  Yusuf ile Menofis</em> gibi yapıtlarını bu insanlara okuyup  eleştirilerini aldı. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">İkinci Dünya Savaşı sona erince, 1946 başlarında, siyasal  havanın görece yumuşadığı düşüncesiyle, suçsuz olduğunu belirterek,  yapılan &#8220;adli hata&#8221;nın düzeltilmesi için, daha önce de birkaç kez  yaptığı gibi, Büyük Millet Meclisi&#8217;ne bir dilekçe ile başvurduysa da  bundan bir sonuç elde edemedi. </span></span></span></span><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;">1949 ortalarına doğru Ahmet Emin Yalman&#8217;ın &#8220;Vatan&#8221; gazetesinde  yazdığı bir dizi yazı ve gazetenin avukatı Mehmet Ali Sebük&#8217;e yaptırdığı  on yazıdan oluşan bir inceleme sonucunda, kamuoyunda Nâzım Hikmet&#8217;in  bir &#8220;adli hata&#8221; yüzünden cezaevinde olduğu görüşü ağırlık kazandı.  Ankara&#8217;da avukatlar, İstanbul&#8217;da aydınlar topluca imzaladıkları  dilekçelerle cumhurbaşkanına başvurdular. Yurt dışında da sanatçıların,  hukukçuların öncülüğü ile benzer girişimler yapıldı. Bu arada Birleşmiş  Milletler Örgütü&#8217;nün danışma organlarından olan Uluslararası Hukukçular  Derneği 9 Şubat 1950&#8242;de Nâzım Hikmet&#8217;in serbest bırakılması dileğiyle  Büyük Millet Meclisi başkanına, milli savunma ve adalet bakanlarına  birer mektup gönderdi. </span></span></span></span></p>
</dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd></dd>
<dd> </dd>
<dd> <span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span> </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bütün bu girişimlerden bir sonuç alınamadığını gören Nâzım Hikmet 8  Nisan 1950&#8242;de açlık grevine başladı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Kalbinden, karaciğerinden rahatsız olduğu bilindiğinden,  Ankara&#8217;dan gelen emirle, hemen ertesi gün İstanbul&#8217;a getirilerek önce  Sultanahmet Cezaevi revirine, sonra da Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;ne  yatırıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Onun açlık grevi kararı almasını önleyemeyince, doğru Ankara&#8217;ya  gitmiş olan avukatı Mehmet Ali Sebük, ilgililerle yaptığı ilk  görüşmelerden sonra Nâzım Hikmet&#8217;e bir telgraf çekerek, serbest  bırakılması için çareler arandığını, iki kez Başbakan Yardımcısı Nihat  Erim&#8217;le, iki kez Adalet Bakanı Fuat Sirmen&#8217;le, üç kez Cezaevleri Genel  Müdürü Sakıp Güran&#8217;la konuyu ayrıntılarıyla konuştuklarını, ertesi gün  de Cumhurbaşkanı İsmet İnönü&#8217;nün kendisini kabul edeceğini, bu durumda  açlık grevini şimdilik ertelemesi gerektiğini bildiriyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet bunun üzerine avukatının isteğine uyarak 10 Nisan  1950 sabahı açlık grevini erteledi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">&#8220;Vatan&#8221;daki yazılarıyla ortada bir &#8220;adli hata&#8221; olduğunu açıkça  kanıtlamış bulunan Mehmet Ali Sebük, bütün ilgililerle olduğu gibi,  Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile de çok olumlu geçen bir konuşma yaptı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Artık her şey işin ne yolla çözüleceğini beklemeye kalmış gibi  görünüyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım açlık grevini erteleyince Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;nde  muayeneden geçirilip sağlıklı olduğu saptanarak önce eşyalarını almak  üzere Sultanahmet Cezaevi&#8217;ne, oradan da Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&#8217;ne  götürüldü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ne var ki Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;nin verdiği rapor yeterince açık  değildi. Şairin sağlık durumu açısından serbest bırakılmasına karar  verilemiyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">On gün kadar bekledikten sonra, Mehmet Ali Sebük, 22 Nisan  1950&#8242;de, Adalet Bakanlığı&#8217;na bir dilekçe vererek Nâzım Hikmet&#8217;in serbest  bırakılıp bırakılmayacağını sormak gereğini duydu. Ne b</span><span style="color:#c0c0c0;">ekleniyordu? </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Cezaevi doktorunun, Bursa  Hastanesi doktorlarının, Cerrahpaşa Hastanesi doktorlarının verdikleri  raporları tutarlı görmeyerek Adli Tıp Meclisi&#8217;ne göndermişti. Adli Tıp  Meclisi&#8217;nden gelen yanıt şöyleydi : </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">&#8220;Üç ay müddetle bir hastanede tedavisine devam edilmesi ve bu  müddetin sonunda alınacak neticeye göre muamele ifası lüzumlu  görülmüştür.&#8221; </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ama bu rapora bile uyulmuyordu. Günler Üsküdar Paşakapısı  Cezaevi&#8217;nde beklemekle geçiyordu. Hiçbir şey yapıldığı yoktu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">2 Mayıs 1950 sabahı Nâzım Hikmet yeniden açlık grevine başladı.  Vasisi Avukat İrfan Emin Kösemihaloğlu hem ilgililere durumu bildiren  bir dilekçe yazdı, hem de Ankara&#8217;ya giderek Adalet Bakanı&#8217;yla görüştü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Şair bu kez ölünceye ya da serbest kalıncaya kadar grevi  sürdürmeye kararlıydı. Günde dört beş bardak su ile bol bol sigara  içiyor, ama hiçbir şey yemiyordu. İlk üç sabah cezaevi bahçesinde beden  hareketleri yapmış, gün boyunca gazete, kitap okumuştu. Dördüncü günden  sonra ise iyice bitkinleştiği, yataktan çıkmak, konuşmak bile istemediği  görüldü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">9 Mayıs 1950 günü cezaevinden ambulansla Adli Tıp Müdürlüğü&#8217;ne  götürüldü. Üç saat süren bir muayene sonucu doktorlar tam teşekküllü bir  hastanede gözetim altında kalması gerektiğine karar verdiler.  Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;nde tek kişilik bir odaya yatırılmak istendi. Ama  Nâzım Hikmet&#8217;in, &#8220;Ben kobay değilim, hakkımın verilmesi için açlık grevi  yapıyorum. Greve cezaevinde devam edeceğim,&#8221; diye diretmesi üzerine,  hastane yetkilileri bu isteği bir tutanakla saptayıp imzasını aldılar.  Gene Üsküdar Paşakapısı Cezaevi&#8217;ne götürüldü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><img class="alignright" title="Nazım2" src="http://www.nazimhikmetran.com/images/fotolar/34.jpg" alt="Nâzım'ın 3 Eylül 1931'de Piraye'nin kardeşi Selma'ya imzalayıp verdiği bir fotoğrafı.  " width="185" height="250" />Bu arada, yurt içinde, yurt dışında, gösteriler, toplantılar  birbirini izliyor, bildiriler dağıtılıyor, olaylar yaşanıyor, imzalar  toplanıyor, &#8220;Nâzım Hikmet&#8221; adında iki sayfalık bir gazete çıkarılıyor,  ilgililere sürekli mektuplar yazılıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet açlık grevinin on ikinci gününde sekiz kilo  kaybetmiş, çok kötü duruma düşmüştü. Hemen Cerrahpaşa Hastanesi Cerrahi  Kliniği&#8217;ne kaldırılarak kendisine serum takıldı. Daha sonra da Verem  Pavyonu&#8217;ndaki tek kişilik bir odaya yatırıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">On altıncı güne gelindiğinde, artık yaşamının &#8220;tıbbi  müdahalelerle&#8221; uzatılmakta olduğu söyleniyordu. Bu durum başvuruların  yönünü birdenbire değiştiriverdi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu kez dostlarından, sevenlerinden Nâzım Hikmet&#8217;e telgraflar,  mektuplar yağmaya başladı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span> </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Açlık grevini  sürdürüyordu, ama Büyük Millet Meclisi beklenen genel bağışlama yasasını  görüşmeden tatile girmişti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">14 Mayıs 1950&#8242;de ise yeniden seçim yapılacaktı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Seçimlerin sonucu alınıp yeni hükümet kurulana kadar greve ara  vermeliydi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Yüzlerce telgrafın, mektubun yanı sıra, topluca imzalanmış  dilekçeler de geliyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet 19 Mayıs 1950 Cuma günü saat 17:03&#8242;te, kendisine  gelen mektupları coşkuyla okuyan vasisi Avukat İrfan Emin  Kösemihaloğlu&#8217;na, açlık grevine son verdiğini bildirdi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Çok hırpalanmıştı. Hastanede doktorların yakın denetimi altında  bile sağlığının düzelmesi oldukça uzun sürdü. Serbest bırakıldığı  tarihe kadar, iki aya yakın bir süre Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;nde kaldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">14 Nisan 1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti&#8217;nin çıkardığı  bağışlama yasası, Büyük Millet Meclisi&#8217;nde tartışılırken, Nâzım  Hikmet&#8217;in bağışlanmaması için, çok tatsız, çok üzücü konuşmalar yapıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Sonuçta gergin bir ortamda çıkarılan yasa onu doğrudan  bağışlamıyor, yalnızca cezasının üçte ikisi indirilenler kapsamına  alıyordu. 12 yıl 7 ay yatmıştı. 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı  bağışlanıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">15 Temmuz 1950&#8242;de, Cerrahpaşa Hastanesi&#8217;nde, artık serbest  olduğu kendisine avukatlarınca bildirildi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet cezaevindeki son iki yılına girerken görüşmeci  gelen dayı kızı Münevver Berk&#8217;e âşık olmuştu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Cezaevinden çıkınca karısı Piraye&#8217;den ayrıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Kadıköy&#8217;de, önce annesinin Cevizlik&#8217;teki evinde, sonra bir  apartman katında Münevver Hanımla yaşamaya başladı. Gene İpek Film  Stüdyosu&#8217;nda çalışıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">26 Mart 1951&#8242;de, bir oğulları oldu. Adını Mehmet koydular. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Gerçi cezaevinden çıkmıştı, ama polisçe sürekli izleniyordu.  Evinin önünde hep bir cip bekliyor, nereye gitse polisler de arkasından  geliyorlardı. Kitaplarını yayımlatma, oyunlarını oynatma olanağını  bulamayacağı anlaşılıyordu. Kuvâyi Milliye&#8217;nin yayın hakkını alan bir  yayınevi çıkmışsa da, kitap bir türlü yayımlanmıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu sırada Kadıköy Askerlik Şubesi&#8217;ne çağrıldı. Askerliğini  yapmamış olduğu, hemen sevkedilmesi gerektiği bildirildi. Bahriye  Mektebi&#8217;ni bitirdiğini, güverte subaylığı yaptığını, hastalanarak çürüğe  çıkarıldığını söylemesi üzerine elinden bir dilekçe alınarak serbest  bırakıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Birkaç ay sonra tekrar şubeye çağrılarak kendisine Sivas&#8217;ın  Zârâ ilçesine gitmeye hazırlanması söylendi. İsteği üzerine Haydarpaşa  Hastanesi Sağlık Kurulu&#8217;na gönderildi. Kurula on ay önce Cerrahpaşa  Hastanesi&#8217;nden aldığı, kalbinden, ciğerlerinden rahatsız olduğunu  gösteren raporları sunduysa da askerliğini engelleyecek bir durumu  olmadığı kararına varıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu arada bir doktor kulağına bu işin sonunu iyi görmediğini  fısıldadı. Şubeden hazırlıklarını yapmak için bir haftalık izin aldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">17 Haziran 1951 sabahı, askerlik işini düzeltmek amacıyla  Ankara&#8217;ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan Nâzım Hikmet&#8217;in 20 Haziran  1951&#8242;de Romanya&#8217;ya vardığı Bükreş Radyosu&#8217;ndan öğrenildi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Sonradan yazılanlara göre, akrabası olan Refik Erduran&#8217;ın  kullandığı bir sürat motoruyla İstanbul Boğazı&#8217;ndan Karadeniz&#8217;e açılmış,  Bulgaristan sahillerine çıkmayı amaçlarken, yolda rastladığı bir Rumen  şilebiyle Romanya&#8217;ya gitmişti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Oradan Moskova&#8217;ya geçmesi üzerine, Nâzım Hikmet, 25 Temmuz  1951&#8242;de, Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Münevver Hanım ile oğlu Mehmet ise polisçe yakından izlenmeye  devam edildiler. Yurt dışına çıkmalarına ise kesinlikle izin verilmedi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Dışarda birçok uluslararası kongreye katılan, çeşitli ülkelere  yolculuklar yapan Nâzım Hikmet büyük bir ün kazandı. Yapıtları çeşitli  dillere çevrildi. Pek çok kitabı yayımlandı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ama gittiği ülkenin artık gençliğindeki o coşkulu, geleceğe  umutla bakan Sovyetler Birliği olmadığını kısa sürede anlamıştı.  Dergilerde Mayakovski&#8217;den söz edilmiyor, Meyerhold&#8217;un, Tairov&#8217;un adları  bile anılmıyor, eski dostlarından kimi sorsa, &#8220;Bilmem, nicedir  görmedik,&#8221; yanıtını alıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Şiirlerinin çevirilerinde anlamı değiştiren yanlışlar bulunması  canını sıkmaktaydı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet&#8217;in özellikle sanat yapıtlarında Stalin&#8217;e dönük içi  boş, anlamsız yüceltme sözlerinin yinelenip durmasını yadırgadığını  söylemesi uyarılmasına neden olmuştu. Ayrıca böyle bir pot kırmaması  için, onun Stalin yerine Malenkov&#8217;la görüştürüldüğü söylenir. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Moskova&#8217;ya 1951 temmuzunda ulaşan Nâzım Hikmet, ağustosta,  Fadeyev&#8217;le birlikte, Berlin&#8217;de Dünya Gençlik Festivali&#8217;ne katıldı. </span></dd>
<dd> <span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span> </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Eylül&#8217;de  Bulgaristan&#8217;a gitti. Orada Fahri Erdinç&#8217;le, cezaevi arkadaşı Betoven  Hasan&#8217;la karşılaştı. Türklerin köylerini dolaştı, sorunlarını dinledi,  bol bol Türkçe konuştu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1-6 Aralık 1951&#8242;de, gene Fadeyev&#8217;le Viyana&#8217;da yapılan Dünya  Barış Kongresi&#8217;ne gittiler. Orada Aragon&#8217;la, Frédéric Joliot-Curie&#8217;yle  tanıştı, öldüğünü sandığı, KUTV&#8217;dan arkadaşı Çinli devrimci Emi Siao  (Sİ-YA-U) ile karşılaştı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Arkasından Prag&#8217;a giderek Uluslararası Barış Ödülü aldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Sovyetler Birliği&#8217;nin desteklediği Dünya Barış Konseyi&#8217;nin  etkinliklerinde önemli bir rol oynamaya başlamıştı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">25 Haziran 1952&#8242;de Asyalı üyelerin toplantısına katılmak üzere  Pekin&#8217;de; 1-5 Temmuz 1952&#8242;de Kore Savaşı&#8217;na karşı bir toplantıya  katılmak üzere Berlin&#8217;deydi. Amerikan emperyalizminin kışkırttığı bu  savaşa Türk hükümetinin asker göndermesini kınıyor, Kore&#8217;de halkımızın  Amerikalılar için kan dökmesine neden olanlara karşı konuşmalar  yapıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">5 Ekim 1952&#8242;de bir barış toplantısı için gene Viyana&#8217;ya gitti.  Bu toplantının açılış konuşmasını yaptı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">12-19 Aralık 1952 tarihleri arasında ise bir kez daha Viyana&#8217;da  bir araya gelindi. Bu çok büyük toplantıda seksen üç ülkeden 1700  delege vardı. Burada açılış konuşmasını yapan Frédéric Joliot-Curie&#8217;den,  Aragon&#8217;dan başka, Jean-Paul Sartre, Pablo Neruda, Diego Rivera, Arnold  Zweig da vardı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1952 yılı sonunda Nâzım Hikmet artık Dünya Barış Konseyi&#8217;nin  yönetici kadrosundaydı. Çok çeşitli kentlerde toplantılara katılıyor, bu  arada Varşova&#8217;ya da gidiyordu. Polonyalılarla arası son derece iyiydi.  Elinde belirli bir ülkenin vatandaşı olarak sürekli bir pasaportu  bulunmadığını gören, ayrıca büyük dedesi yoluyla Polonyalı Borzenski  ailesinden geldiğini öğrenen dostları, ona bir Polonya pasaportu  çıkardılar. Böylece Nâzım Hikmet büyük dedesinin soyadıyla Polonya  vatandaşlığına kabul edilmiş oldu : Nâzım Hikmet Borzenski. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Dünya Barış Konseyi&#8217;nin eylemleri aralıksız sürüyor, gittikçe  daha büyük kalabalıkların ilgisini çekiyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">22-29 Haziran 1955&#8242;te Helsinki&#8217;de yapılan Dünya Barış  Toplantısı&#8217;na doksan ülkeden 2000 delege geldi. Nâzım Hikmet bu  toplantıda Türk delegesi olarak söz aldı. Toplantı sonunda bir kez daha  Dünya Barış Konseyi&#8217;nin yönetici kadrosuna seçildi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">6 Ağustos 1955&#8242;te Japonya&#8217;nın Hiroşima kentinde öğrencilerle ev  kadınlarının düzenlediği Dünya Barış Konferansı ise soğuk savaş  çerçevesinde komünist propagandası filan diye küçümsenecek gibi değildi.  Hiroşima&#8217;ya atom bombasının atılışının onuncu yıldönümüydü. Nükleer  araştırmalara karşı bütün dünyadan 33 milyon imza toplanmıştı. Nâzım  Hikmet bu toplantıda bir barış delegesi konumunun ötesinde, dünyanın en  büyük şairlerinden biri olarak alkışlandı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1956&#8242;da, sekiz ay kadar, &#8220;özgürlükçü komünizmin örneği&#8221; olarak  gördüğü Polonya&#8217;da kaldı, öbür toplumsalcı ülkelere oradan gidip geldi.  Dünya Barış Konseyi&#8217;nin yönetici kadrosunda olması sürekli yolculuklara  çıkmasını gerektiriyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Sovyetler Birliği&#8217;nin soğuk savaş adına ağırlık verdiği barış  propagandası (ki karşıtları buna barış saldırısı diyorlardı)  tartışılamayacak bir doğruya dayandığı için, Nâzım Hikmet&#8217;in büyük bir  içtenlikle katıldığı bir etkinlik olmuştu. Böyle bir propagandaya  siyasal kaygılarla girişilmese de, onun bir şair olarak şiirlerinde aynı  propagandayı yapacağı, barışı savunacağı kuşku duyulamayacak bir  gerçekti. Katıldığı toplantılarda, yaptığı konuşmalarda kendi  düşüncelerini söyledi. Bir propagandacı değil, içtenlikle duygularını  ortaya vuran bir şair olarak görüldü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu yıllarda yazdığı savaş karşıtı, nükleer silahlar karşıtı  şiirleri bestelenerek, Paul Robeson gibi Pete Seeger gibi dünyaca ünlü  şarkıcılarca söylendi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet Sovyetler Birliği&#8217;nde komünizmin geçirdiği  gelişmelerden, proletarya adına başlatılan diktatörlüğün bir kişi  diktatörlüğüne dönüşmesinden çok tedirgin olmuştu.  Düşüncelerini açık açık söylemekten çekiniyor, susuyor, zor durumda  kalırsa başına bir şey gelmemesi için inanmadığı sözler ediyor, ama yeri  geldikçe güvendiği arkadaşlarına bu tedirginliğini yumuşak bir dille  aktarıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Örnekse, 1951 yılında, İlya Ehrenburg&#8217;a şöyle demişti : </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">&#8220;Stalin Yoldaş&#8217;a büyük bir saygım var, ama onu güneşe benzeten  şiirler okumaya dayanamıyorum, bu yalnız kötü şiir değil, kötü  duyarlık.&#8221; </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Aslında bir konuk olarak bulunduğu Sovyetler Birliği&#8217;nde  Stalin&#8217;den korkmaması olanaksızdı. Ayrıca çevresindeki katı  komünistlerin tepkilerinden de çekiniyordu. Özgürlükçü davranışları,  birtakım uygulamaları eleştirişi zaten göze batmakta, arada bir  yakınlarınca uyarılmaktaydı. Bir iki kez de sorumlu kişilerce  uyarılmıştı. Kulağına, disiplinsiz davranışlarını sürdürürse,  yemeklerine katılan ilaçlarla yavaş yavaş zehirlenebileceği, ya da bir  kazaya kurban gidebileceği gibi dedikodular da geliyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">5 Mart 1953&#8242;te Stalin ölünce Yazarlar Birliği önde gelen  şairlerden bu acı olayı yansıtan şiirler yazmalarını istedi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet de bir şiir yazdı, ama Stalin&#8217;i her şeyin üstüne  çıkarıp tek başına putlaştırmayan, Marx, Engels, Lenin&#8217;le birlikte,   devrimin içindeki yerine koyarak anan bu şiir, sonuçta halkın birliğinin  önemini vurguluyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span> </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1956 martındaki  Yirminci Kongre&#8217;de, Kruşçev&#8217;in inanılmaz açıklamalarıyla Stalin&#8217;in  cinayetleri ortaya döküldüğünde ise, Nâzım Hikmet, bunu Lenin&#8217;in geri  dönüşü olarak değerlendiren  &#8220;Yirminci Kongre&#8221; adlı şiirini yazdı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1956 eylülünde ağır bir zatürree geçirdi. 3 Kasım 1956&#8242;dan 27  Temmuz 1957&#8242;ye kadar, Çekoslovakya&#8217;daki Yasenik Sanatoryumu&#8217;nda  dinlendi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1957&#8242;den sonra, Yazarlar Birliği adına Sovyetler Birliği&#8217;nin  doğudaki ülkelerine yolculuklar yapmaya başladı. Stalin&#8217;in büyük kıyım  uyguladığı bu bölgede Türkçe konuşan halklar vardı. Buralarda gerçek  dostlar kazanan Nâzım Hikmet, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan,  Kazakistan&#8217;da gördüklerinden, dinlediklerinden çok rahatsız oldu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Stalin döneminin ağır bir eleştirisi olan İvan İvanoviç Var  mıydı Yok muydu? adlı oyunu, 11 Mayıs 1957 günü Moskova Yergi  Tiyatrosu&#8217;nda sahneye kondu. Bir tek gece oynandıktan sonra yasaklandı.  Bu olay Nâzım Hikmet&#8217;i çok üzdü. Bayağı bunalıma girdi. İntihar etmeyi  bile düşündü. Moskova&#8217;da Stalin döneminin baskısı hâlâ duyuluyor, katı  komünistler, özgürlükçü komünistlerin önünü kesmek istiyorlardı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ama bu oyun daha sonra başka tiyatrolarda, Riga&#8217;da,  Çekoslovakya&#8217;da, Bulgaristan&#8217;da vb sahnelendi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet 1958 mayısını Dino&#8217;larla birlikte, Münevver  Andaç&#8217;ın genç kızlık yıllarının kenti Paris&#8217;te, ona gönderme yapan  şiirler yazarak geçirdi. Cezaevindeyken yazdığı şiirlerde onu andığı  gibi &#8220;Gülüm&#8221; diyordu, &#8220;Paris&#8217;te kimi gördün?&#8221; sorusunu, &#8220;Genç kızlığını  Mimi&#8217;nin,&#8221; diye yanıtlıyordu. Oysa 1955 yılı sonlarından beri yeni bir  sevda fırtınası yaşamaktaydı. Vera Tulyakova adında genç bir kadına âşık  olmuş, onu Moskova&#8217;da bırakarak gelmişti. &#8220;Sensiz Paris&#8221; derken kimin  özlemini çektiğini anlamak kolay değildi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet 1958 haziranında ise Leipzig&#8217;e giderek Bizim  Radyo&#8217;da çalışan Sabiha Sertel, Zekeriya Sertel, Yıldız Sertel&#8217;le  buluştu. Türkiye&#8217;den tanıdığı insanlarla bir araya gelmek ondaki dinmek  bilmez memleket özleminin acısını biraz olsun hafifletiyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Münevver ile Mehmet&#8217;i İstanbul&#8217;da bırakıp gurbete çıkalı yedi  yıl olmuştu. Oğlu fotoğraflarda büyüyordu. Ülkesinin insanlarıyla  buluşmak onlarla buluşmak gibiydi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ama Türkiye&#8217;den ayrıldığı 1951 haziranından beri karısına  duyduğu ardı arkası kesilmez özlem, Nâzım Hikmet&#8217;in başka kadınlarla  ilişki kurmasına engel olmamıştı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1952&#8242;de göğsündeki ağrılar yüzünden yatırıldığı Barvikha  Sanatoryumu&#8217;nda üç ay kadar kalmış, burada kendisine âşık olan Galina  Grigoryevna Kolesnikova adında çok genç bir doktor kıza yakınlık  duymuştu. Hastaneden çıkınca birlikte yaşamaya karar vermelerini  Yazarlar Birliği&#8217;nin de uygun görmesiyle, Dr. Galina şairin özel doktoru  olarak görevlendirilmişti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bu özel doktor gece gündüz Nâzım Hikmet&#8217;le ilgileniyor, evini  çekip çeviriyor, ilaçlarını veriyor, yemeklerini düzenliyor,  dinlenmesini ayarlıyor, yolculuklara birlikte gidiyordu. Şair yıllarca  süren bu yakın ilginin birkaç kez kendisini ölümden döndürdüğünü  söylerdi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Dr. Galina onun evli olduğunu, karısını sevdiğini biliyordu.  Münevver Andaç&#8217;ın çıkıp gelmesine hazırlıklıydı. Bir gün bu iş olursa  şairi karısına bırakıp köşesine çekilecekti. Ama bambaşka bir olay  yaşandı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1955 yılı sonlarına doğru, Soyuz Multifilm Enstitüsü&#8217;nden  Arnavut giysileri konusunda bilgi almak üzere Nâzım Hikmet&#8217;i görmeye  gelen Valentina Brumberg&#8217;in yanında, Vera Tulyakova adında genç bir  kadın yardımcı vardı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bursa&#8217;da 1948 yılı sonunda yaşanan olay bir çırpıda  tekrarlanıverdi. Şair gene yaşamında &#8220;ilk defa&#8221; âşık oluyordu. Ama bu  kez gönül verdiği genç kadının evli olduğunu, bir de kızı bulunduğunu  bir yıl sonra öğrenecekti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Elinde çikolatalar, çiçeklerle, Arnavut giysileri konusunda  daha fazla bilgi vermek için, Soyuz Multifilm Enstitüsü&#8217;ne sık sık  gitmeye başladı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Sevdalandığı genç kadının savaşta ölmüş olan babasından altı  yaş daha büyüktü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Çevrelerindekilerin başlangıçta bir şakalaşma gibi baktıkları  ilişki gittikçe ciddileşiyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ne var ki 1956 eylülünde geçirdiği ağır zatürree Nâzım Hikmet&#8217;i  uzun süre Moskova&#8217;dan uzak kalmak zorunda bıraktı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">3 Kasım 1956&#8242;dan 27 Temmuz 1957&#8242;ye kadar, dokuz ay,  Çekoslovakya&#8217;daki Yasenik Sanatoryumu&#8217;nda sağlığına kavuşmayı beklerken  gene de aklı hep Moskova&#8217;daydı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Vera Tulyakova ayrıldıkları gün ona bu işi daha ileri götürmek  istemediğini, dönüşte ilişkilerini sona erdirmeleri gerektiğini  söylemişti, ama tam tersi oldu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">27 Temmuz 1957&#8242;de Moskova&#8217;da buluşur buluşmaz hemen bir ortak  iş yaratıp Sevdalı Bulut&#8217;un senaryosu üstünde birlikte çalışmaya  başladılar. Senaryo kabul edilince arkasından filmin çekimi sırasındaki  beraberlik geldi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ama Nâzım Hikmet yolculukları yüzünden ikide bir Moskova&#8217;dan  ayrılmak zorunda kalıyordu. 1957 yılı sonunda bir ay Bakû&#8217;deydi, 1958  ocağından nisanına kadar Varşova&#8217;da, Mayısta Paris&#8217;te, haziranda  Leipzig&#8217;deydi </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;"><span style="font-family:Times,Geneva,Helvetica,Verdana,Tahoma,Arial;font-size:x-small;"> </span></span> </dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ağustos sonunda  Moskova&#8217;ya dönünce Vera Tulyakova&#8217;ya birlikte bir oyun yazmayı önerdi.  Yazılması 1959 boyunca süren oyun 1960 başında Yermalova Tiyatrosu&#8217;nda  sahnelenirken, ikisi de artık yaşamlarını birleştirmeye karar  vermişlerdi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nikâhlı olmadıkları için, Nâzım Hikmet&#8217;in, Münevver Andaç&#8217;tan  boşanması herhangi bir işlem gerektirmiyordu. Sekiz yıldır birlikte  olduğu Dr. Galina&#8217;ya ise Peredelkino&#8217;daki daçasını, 1957 model Volga  limusin otomobilini, eşyalarını, televizyon, radyo, teyp, nesi varsa,  kitaplarını, tablolarını, her şeysini, noterde kâğıt imzalayarak  devretti. Kendisine yalnızca Moskova&#8217;daki apartman dairesini bırakmıştı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bunun üzerine Vera Tulyakova&#8217;yla birlikte Bakû&#8217;ye gidip  Kafkaslar&#8217;ın kuzeyindeki bir tatil merkezi olan Kislovodsk&#8217;ta üç ay baş  başa kaldılar. Nâzım Hikmet çok mutluydu, ama her an da bu mutluluğu  yitireceğinin korkusuyla tedirgindi. Gittikçe daha fazla kıskanmaya  başladığı genç kadınla evlenmek, onu kendisine bağlamak istiyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Yoksa geçirdiği kıskançlık bunalımları hiç sona ermeyecekti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Moskova&#8217;ya dönüşlerinden bir süre sonra Vera Tulyakova  kocasından ayrıldı, ama kızını babasına bırakmak zorunda kaldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">18 Kasım 1960&#8242;ta Nâzım&#8217;la genç kadın nikâhlandılar. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Münevver Andaç ile Mehmet konusunda ne düşüneceğini Nâzım  Hikmet de pek bilemiyor, örnekse 17 Temmuz 1959&#8242;da, Vera Tulyakova&#8217;yla  diz dize çalışırlarken, &#8220;İki Sevda&#8221; adlı şiirine, &#8220;Bir gönülde iki sevda  olamaz / yalan / olabilir&#8221; diye başlıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1961 nisanında şair Paris&#8217;e ikinci kez gittiğinde yanında  karısı Vera da vardı. Bu yolculuk bir balayı niteliğindeydi. Paris&#8217;te  kırk gün kaldılar. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Mayısta Nâzım Hikmet oradan yalnız olarak Dünya Barış Komitesi  adına Fidel Castro&#8217;ya Barış Ödülü vermek üzere Küba&#8217;ya gitti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Paris&#8217;ten ayrılmadan önce, İtalya&#8217;nın Barış Konseyi  delegelerinden Joyce Salvadori Lussu ile karşılaşmıştı. 1958 haziranında  Stockholm&#8217;de yapılan Barış Konferansı&#8217;nda tanıştığı Lussu, onun aşk  şiirlerine hayran olmuştu, ama, Piraye ile Vera&#8217;yı bilmiyor, bütün bu  şiirleri Türkiye&#8217;den dışarı bırakılmayan karısı için yazdığını  sanıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1960 haziranında İstanbul&#8217;a gidince Münevver Andaç&#8217;la tanışmak  olanağını buldu. Evine konuk olduğu, iki çocuğuyla tek başına verdiği  yaşam savaşımını ayrıntılarıyla öğrendiği, pek beğendiği bu kadını  çocuklarıyla birlikte Türkiye&#8217;den kaçırmayı aklına koydu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">İtalyan Komünist Partisi&#8217;nden olumlu yanıt alamayınca başka  çareler aradı. Kendince birtakım planlar yaptı. O günlerde eyleme  geçmeyi düşünüyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Paris&#8217;te Nâzım Hikmet&#8217;le karşılaştığında söyledi ona karısıyla  çocuğunu Türkiye&#8217;den kaçıracağını. Nâzım sevindi, ama pek inanmadı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1961 temmuzunda zengin bir işadamı olan Carlo Guilluni, yatıyla  turistik bir yolculuğa çıkmış havasında, Ege&#8217;deki Türk limanlarını  dolaşıp bol bol para harcayarak sonunda Ayvalık&#8217;a demir attı. Bu arada  Joyce Lussu İzmir&#8217;de yattan ayrılıp uçakla İstanbul&#8217;a gitmiş, karşı  kaldırımdaki cipte bekleyen polisleri atlatarak Münevver Andaç ile iki  çocuğunu Ayvalık&#8217;a getirmeyi başarmıştı. Onlar gelir gelmez yat hemen  demir alıp Yunanistan&#8217;ın Midilli adasına yöneldi. Karanlıkta oldukça  tehlikeli bir deniz kazası geçirdilerse de, Yunanlı balıkçılarca  kurtarılarak sonunda Atina&#8217;ya ulaştılar. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Ağustos başında Münevver Andaç, Renan, Mehmet Polonya&#8217;daydılar. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet Küba&#8217;dan yeni dönmüştü. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Varşova&#8217;daki buluşmaları pek içten olmadı. Nâzım onları  havaalanında karşılamadı, ertesi gün kaldıkları otelin lokantasına  geldi. Münevver ikinci bir kadının varlığını biliyordu, Nâzım  evlendiğini ona yazmıştı, ama kocası olarak gördüğü kişinin başka bir  kadınla evlendiğini yeni öğrenmiş gibi davranmayı içine düştüğü durum  açısından daha uygun buldu. Son zamanlardaki mektuplaşmalarında birtakım  tatsızlıklar yaşamışlardı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Münevver kocasının Moskova&#8217;da yıllardır bir kadın doktorla  birlikte oturduğunu da biliyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım ise İstanbul&#8217;dan gönderilen bir mektupla karısının  kendisini aldattığı yolunda uyarılmıştı. Buna inanmak duyduğu vicdan  azabını biraz olsun azaltıyordu. Tıpkı Piraye&#8217;den ayrılmaya kalktığı  günlerde yaptığı gibi, hem yaşamına, hem de şiirlerine karşı ağır bir  suçluluk duygusu içinde, sarılacak bir dal araması çok doğaldı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Yeni karısı Vera da bunca olaydan sonra çok tedirgindi. Bu  noktaya geldikten sonra Nâzım&#8217;ı kaybetmek istemiyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Çok güç durumdaki şair ise bu iki kadını birbirinden uzak  tutmazsa büyük sıkıntılar yaşayacağını çok iyi anlıyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Münevver ile çocuklarını, bu arada yıllarca özlemini çektiği  oğlu Mehmet&#8217;i, kendisini çok seven Polonyalı dostlarına emanet ederek  Moskova&#8217;ya götürmemeye karar verdi. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Bir daire tutuldu, eşyalar alındı, Münevver Andaç&#8217;a Doğu  Dilleri Fakültesi&#8217;nde bir öğretmenlik görevi bulundu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet 1961 eylülünde Berlin&#8217;deydi. Ayın 11&#8242;inde yazdığı  &#8220;Otobiyografi&#8221;sinde, &#8220;sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım / şu  kadarcık haset etmedim Şarlo&#8217;ya bile / aldattım kadınlarımı / konuşmadım  arkasından dostlarımın&#8221; diyordu. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1962 ocağında Kruşçev&#8217;in aracılığıyla Nâzım Hikmet&#8217;e Sovyetler  Birliği pasaportu verildi. Şubatta, Vera&#8217;yla birlikte, Asya ve Afrika  Yazarlar Birliği Kongresi&#8217;ne katılmak üzere Mısır&#8217;a gittiler.  Sovyetler&#8217;le gerginlik içinde olan Çinliler&#8217;in Türkiye Cumhuriyeti  pasaportu taşımadığı için, Türk delegesi sayılamayacağını söyleyerek  Nâzım Hikmet&#8217;e itiraz etmeleri, şairin diliyle, varlığıyla nasıl  Türkiye&#8217;ye bağlı olduğunu anlatan bir konuşma yapmasına neden oldu.  Ayakta alkışlanan bu konuşma onun kongreye başkan seçilmesini sağladı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nâzım Hikmet sağlığının gittikçe bozulmasına karşın, 1962  yılında Prag, Berlin, Leipzig, Bükreş&#8217;te yapılan toplantılara  katılmaktan geri durmadı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1962 kasımında Vera&#8217;yla birlikte gezmek, dinlenmek için  İtalya&#8217;ya gittiler : Milano, Floransa, Roma. Oradan, yeni yılı  Dino&#8217;larla birlikte karşılamaya, Paris&#8217;e geçtiler. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Türkler, Türk yemekleri, Türk dili en büyük dinlenme, arınmaydı  şair için. Karısını ise tüketim toplumlarının göz kamaştırıcı alışveriş  olanaklarıyla mutlu etti. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">4 Ocak 1963&#8242;te gene Moskova&#8217;ydılar. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">1963 şubatında Nâzım Hikmet Asya ve Afrika yazarlarının  Tanganika&#8217;daki toplantısına katıldı.Martta, nisanda Berlin&#8217;deydi.</span></p>
</dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Nisan sonunda Moskova&#8217;ya dönünce &#8220;Cenaze Merasimim&#8221; adlı  şiirini yazdı. </span></dd>
<dd><span style="color:#c0c0c0;">Mayısta, oturdukları apartman dairesi temizlenip boyanırken,  Staraya Ruza&#8217;daki bir daçada kaldılar. </span></dd>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/59/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/59/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=59&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/06/03/yasamak-bir-agac-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_123188840597_123162590597_2908792_3579413_n.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Yaşamak bir ağaç gibi...</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.nazimhikmetran.com/images/fotolar/29.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Nazım</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.nazimhikmetran.com/images/fotolar/34.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Nazım2</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gölgelerde İstanbul-Kent</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/31/golgelerde-istanbul-kent/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/31/golgelerde-istanbul-kent/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 11:09:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Fotogünlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=56</guid>
		<description><![CDATA[Nazım Hikmet Ran şiirlerine fotoğraf çekmek belki benim harcım değil ama harcım olan birşey var; fotoğraflarımı o şiirlere adamak. Memleketimden bir insanın gözlerinden gördüm bu manzarayı, bir hastanenin üst katlarından bir hastanın penceresinden görünendi. Hastaneyi ya da hastayı çekmek değil bana kalırsa o acıyı anlatmak. Bir hastanın gözünden hasta bir şehri gösterebilmek önemli. Ne kadar &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/31/golgelerde-istanbul-kent/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=56&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 372px"><a href="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs179.snc1/6734_123164905597_123162590597_2908374_6166586_n.jpg"><img class=" " title="İstanbul" src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs179.snc1/6734_123164905597_123162590597_2908374_6166586_n.jpg" alt="" width="362" height="254" /></a><p class="wp-caption-text">Gölgelerde İstanbul</p></div>
<p>Nazım Hikmet Ran şiirlerine fotoğraf çekmek belki benim harcım değil ama harcım olan birşey var; fotoğraflarımı o şiirlere adamak.</p>
<p><span id="more-56"></span>Memleketimden bir insanın gözlerinden gördüm bu manzarayı, bir hastanenin üst katlarından bir hastanın penceresinden görünendi. Hastaneyi ya da hastayı çekmek değil bana kalırsa o acıyı anlatmak. Bir hastanın gözünden hasta bir şehri gösterebilmek önemli. Ne kadar iyi gösterdim bilmiyorum ama. Filmi banyodan çıktığında da aynı heycandaydım.</p>
<p>(Fotoğrafın az biraz büyüğü için üzerine tıklayın)</p>
<blockquote>
<pre><span style="font-family:Times New Roman;font-size:medium;">

Haydarpaşa garında
1941 baharında
	saat on beş.
Merdivenlerin üstünde güneş
		       yorgunluk ve telâş
Bir adam
      merdivenlerde duruyor
		bir şeyler düşünerek.
Zayıf.
Korkak.
Burnu sivri ve uzun
yanaklarının üstü çopur.
Merdivenlerdeki adam
	       -Galip Usta-
		tuhaf şeyler düşünmekle
				meşhurdur:
"Kâat helvası yesem her gün" diye düşündü
			5 yaşında.
"Mektebe gitsem" diye düşündü
	              10 yaşında.
"Babamın bıçakçı dükkânından
Akşam ezanından önce çıksam" diye düşündü
                                                    11 yaşında.
"Sarı iskarpinlerim olsa
kızlar bana baksalar" diye düşündü
		  15 yaşında.
"Babam neden kapattı dükkânını?"
Ve fabrika benzemiyor babamın dükkânına"
		      diye düşündü
	                      16 yaşında.
"Gündeliğim artar mı?" diye düşündü
		    20 yaşında.
"Babam ellisinde öldü,
ben de böyle tez mi öleceğim?"
		diye düşündü
		21 yaşındayken.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
                         22 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
	         23 yaşında.
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
	         24 yaşında.
Ve zaman zaman işsiz kalarak
"İşsiz kalırsam" diye düşündü
	         50 yaşına kadar.
51 yaşında "İhtiyarladım" dedi,
                  "babamdan bir yıl fazla yaşadım."
Şimdi 52 yaşındadır.
İşsizdir.
Şimdi merdivenlerde durup
		kaptırmış kafasını
			düşüncelerin en tuhafına:
"Kaç yaşında öleceğim?
Ölürken üzerimde yorganım olacak mı?"
                                                   diye düşünüyor.
Burnu sivri ve uzun.
Yanaklarının üstü çopur.

Denizde balık kokusuyla
Döşemelerde tahtakurularıyla gelir
		        Haydarpaşa garında bahar
Sepetler ve heybeler
	merdivenlerden inip
		merdivenlerden çıkıp
			merdivenlerde duruyorlar.
</span><strong>
</strong><em><strong>Nazım Hikmet Ran </strong>- Memleketimden İnsan Manzaralarından</em><strong>
<a href="http://siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/index.html"></a></strong><span style="font-family:Times New Roman;">
</span>
</pre>
</blockquote>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/56/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/56/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=56&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/31/golgelerde-istanbul-kent/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs179.snc1/6734_123164905597_123162590597_2908374_6166586_n.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">İstanbul</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İntihar mı yoksa?</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/30/intihar-mi-yoksa/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/30/intihar-mi-yoksa/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 15:28:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[Fotogünlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hani intihar mı yoksa?&#8221; Denilen bir günde çekmedim bu fotoğrafı. Ama sanki intihar izlenimi verdi bana birbiriyle kesişmeye yüz tutmuş bütün paraleller. Şimdi geçmişe doğru dönüp bakabiliyorum en azından bu elimdeki değerli fotoğraflar bana bunu anlatıyor. Fotoğrafını çektiğim nesneler ne kadar öznel ve kişilikli bunu görebiliyorum. Karakterimiz ne kadar odak noktasında gibi dursada aslında bu &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/30/intihar-mi-yoksa/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=46&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 372px"><img title="Suci." src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_124428745597_123162590597_2927313_2815952_n.jpg" alt="Koray Arda Kurt Fotoğrafları" width="362" height="242" /><p class="wp-caption-text">Koray Arda Kurt Fotoğrafları</p></div>
<p>&#8220;Hani intihar mı yoksa?&#8221; Denilen bir günde çekmedim bu fotoğrafı. Ama sanki intihar izlenimi verdi bana birbiriyle kesişmeye yüz tutmuş bütün paraleller.</p>
<p><span id="more-46"></span>Şimdi geçmişe doğru dönüp bakabiliyorum en azından bu elimdeki değerli fotoğraflar bana bunu anlatıyor. Fotoğrafını çektiğim nesneler ne kadar öznel ve kişilikli bunu görebiliyorum. Karakterimiz ne kadar odak noktasında gibi dursada aslında bu fotoğrafta oturmak için ard arda dizilen banklar değil gerçekliği ve anıları size veren.</p>
<p>Bütün bu şüphelerden sıkılıyorum.</p>
<p>Yorum serbest, atıştırın bakalım.</p>
<p>Fotoğrafın az büyüğü <a href="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_124428745597_123162590597_2927313_2815952_n.jpg" target="_blank">burada</a>.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/46/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/46/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=46&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/30/intihar-mi-yoksa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc1/hs199.snc1/6734_124428745597_123162590597_2927313_2815952_n.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Suci.</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hani diyorum</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/29/hani-diyorum/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/29/hani-diyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 May 2010 20:26:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=41</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Hani diyorum ben ölsem. Oraya vardığımda bütün jiletleri yesem.&#8221; Zaman kaybettiğinizi hissetiğiniz anda, kaçmaktan başka çareniz olmadığınızı bilerek ve içselleştirerek; yapabileceğiniz en iyi şey ne olurdu? Bunu düşünerek bir seçim yapmanız gerekse benim seçeceklerimden herhangi birini mi yapardınız? Bunu düşünmeyerek yapacağınız seçim sizi nereye götürürdü? Götüreceği bir yer olduğunu düşünmüyorum. Oraya vardığımda bütün jiletleri yesemde &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/29/hani-diyorum/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=41&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="axe" src="http://www.creaturesinmyhead.com/creatures/102708-imthirty.gif" alt="" width="315" height="315" /><em></em></p>
<p><em>&#8220;Hani diyorum<br />
ben ölsem.</em></p>
<p><em>Oraya vardığımda<br />
bütün jiletleri yesem.&#8221;<br />
</em></p>
<p>Zaman kaybettiğinizi hissetiğiniz anda, kaçmaktan başka çareniz olmadığınızı bilerek ve içselleştirerek; yapabileceğiniz en iyi şey ne olurdu? Bunu düşünerek bir seçim yapmanız gerekse benim seçeceklerimden herhangi birini mi yapardınız? Bunu düşünmeyerek yapacağınız seçim sizi nereye götürürdü?</p>
<p><span id="more-41"></span></p>
<p>Götüreceği bir yer olduğunu düşünmüyorum. Oraya vardığımda bütün jiletleri yesemde ellerimden akan o yeşil sıvının kan olduğuna inanacağım ve gün batımı gelmeden ölüme sığınan en büyük yanımı paketleyeceğim. Bu paketi nereye kargolarsam kargolayayım, kapının önüne bırakılıp gitmekten başka emel kalmayacak düşüncesinde kuryenin.</p>
<p>Sonsuz bir yaşam içerisinde ben, sensiz bir yaşam içerisinde kalem. Kırmızı renkli duvar kağıtları olsaydı gözlerimi alamadığım, o jiletleri yediğimde gerçekten mutlu kılardım gözlerimi. Kan mideme midem kana dayanamazken duvarlar kırmızıya dayatırken, farklı görünümler kalmayacak bedenimle bedenim arasında.</p>
<p><em>&#8220;Hani diyorum ölsem<br />
bir duş kabininde renkelere gömülsem.&#8221;</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/41/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=41&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/05/29/hani-diyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.creaturesinmyhead.com/creatures/102708-imthirty.gif" medium="image">
			<media:title type="html">axe</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ada vapuru yandan çarklı&#8230;</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/24/ada-vapuru-yandan-carkli/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/24/ada-vapuru-yandan-carkli/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 21:21:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[Ada vapuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://lordneruda.wordpress.com/?p=17</guid>
		<description><![CDATA[Bugün öyle ki, güneşin anlında yürüdüğünüzde önünüze gölge düşmesini beklersiniz ama o gölge hiç düşmez. Ne arkanıza düşer ne de önünüze sanki gölgenizi aramak için yürürsünüz&#8230; Öyle başlayan bir gün. Koşuşturmaca içerisindeki düşünceleri arındırma çabasından başka birşey olamaz. Bu denli, karamsar olmanın ne anlamı var hala gülen ve eğlenen insanlar var. İşte bu yüzden hala &#8230; <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/24/ada-vapuru-yandan-carkli/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=17&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="Wife" src="http://www.groomgroove.com/images/married_life_after_the_honeymoon.gif" alt="Evil Wife" width="216" height="232" /></p>
<p>Bugün öyle ki, güneşin anlında yürüdüğünüzde önünüze gölge düşmesini beklersiniz ama o gölge hiç düşmez. Ne arkanıza düşer ne de önünüze sanki gölgenizi aramak için yürürsünüz&#8230; Öyle başlayan bir gün. Koşuşturmaca içerisindeki düşünceleri arındırma çabasından başka birşey olamaz. Bu denli, karamsar olmanın ne anlamı var hala gülen ve eğlenen insanlar var. İşte bu yüzden hala karamasar olmak için bir çok neden var&#8230; Nedenler, kimse söyleyemez.</p>
<p><span id="more-17"></span>Dakika ya da saniyelerle kaçırılan bir vapur. Elinde jeton öylece vapurun kalkmasını izlersin. Kaçırılan bir vapur aynı zamanda Büyük Ada&#8217;da kaçırılan bir nikah. Evet evlenen birinin nikahına bir dakikayla kaçırma sorunu. Yani hani nikaha üç saat olsada vapuru bir dakikayla kaçırma durumu nikahında bir dakikayla kaçırılma durumu olacakken çevreden duyulan bir kaç ulaşım ihtimaliyle; önce Beşiktaş, oradan Üsküdar, sonra Kadıköy, oradan da Bostancı ve en son Bostancı&#8217;dan Büyük Ada vapuruna yetişme. Böylece, nikah kafilesiyle aynı anda adaya ayak basma. İşte bütün mesele bu. <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<p>Çok güzel bir eylemceydi yaşamları onlar için, hep o eylemce eğlence olarak devinsin.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">
<p>Hani sonrasında, geri dönüş yolunda; yolunda demek pek bir garip oldu ama. 20:00 vapurunda, pardon mülteci nakletme vapurunda göt göte İstanbul&#8217;a varmak isteyen yüzlerce belki bin küsür kişi direndi, sloganlar attı. &#8221; Ek sefer koy İdo&#8221; diye. Hani şu bildiğimiz &#8220;yarrağımı ye fener&#8221; melodisiyle. Hani o rüzgarı yedikten sonra, motorların olduğu şu alt, penceresiz kısma indik. Orası biraz daha sıcak ve mazot kokuluydu. Orada biraz kestirdim, sonra birden yeniden akşam saat onda kabataşa ve sıcak mutlu evimize geri dönebildik.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/17/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/17/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=17&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/24/ada-vapuru-yandan-carkli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.groomgroove.com/images/married_life_after_the_honeymoon.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Wife</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir parça krema ve dünya&#8230;</title>
		<link>http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/15/bir-parca-krema-ve-dunya%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/15/bir-parca-krema-ve-dunya%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 20:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>lordneruda</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nedenler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya günü]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Anlaşıldı ben küçüğüm, yoruldum sevmekten. <a href="http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/15/bir-parca-krema-ve-dunya%e2%80%a6/">Continue reading <span class="meta-nav">&#187;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=1&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="fish world" src="http://ashleycecil.com/paintings/World%20Water%20Day%20%28small%29.jpg" alt="World Water" width="194" height="290" />Nedenlerimle birlikte kaldığımbu yanlız başıma sessiz izdüşümlerimi koklarken buldum en tenha tenimi. Bu ten beni idam sehpasında iblis başıma dirhemsiz asabilir. Bir parça krema sıkın üzerime ölürken ben. En çok o zaman yenilebilir olurum dişsiz budaksız.</p>
<p><span id="more-1"></span></p>
<p>Bugün dünya Dünya Gününü kutluyor. Bende nahoş dünyanın Dünya Gününü kutluyorum. Aferin Adem bok yedin elmayı. İşin iğneleme kısmı bir yana, bugün gece ve gündüz eşit, giderek günler uzayacak bundan sonra, benim canım sanki geceleri uzun yaşıyor. Ama gündüz uyumak için çok elverişli sevgilim.</p>
<p>Yaşamdan alıntılar;</p>
<blockquote><p>Metro merdivenlerinden çıkarken, önümde yürüyen iki kızın konuşmaları bana &#8220;Şeytan Marka Giyer&#8221; filminin nasıl dahi bir zekanın ürünü olduğunu gösterdi. Hani dedim bu kadar olur. Burnumuzun dibini göremiyoruz ya, helal olsun.</p></blockquote>
<p>Her zaman böyle  bir düzen içerisinde gitmiyor muyum? Sanki. Sanki cümleden bağımsız. Yürümek eyleminde bile ayaklarıma suç bulabilirim. Buluyorumda zaman zaman. Hani diğer diğerinden bir fazla tamamlıyor günü her zaman, benim ayaklarım bedenimi taşıma işlemini sosyalist bir sistemde tamamlamıyor, herhangi bir gün içerisinde herhangi bir tanesi birinden üstün geliyor. Bu beni ayaklarıma bile sinirlenme, kızma, fırçalama eylemini gerçekleştirmeme neden oluyor. Sonrasında yaşamım bu iki ayak üzerinde dengedeyken ve ben bu dengeyi inkar ederken nasıl olur da beni sevgilimin anlamasını bekleyebilirim ki. Ona haksızlık ettiğim doğur, hak gerçek bir materyal ise! Ben en iyisi değim yerindeyse Materyalist bir dindar olacağım yine. Anlamını bir türlü oturtamasamda, bana söylenenler kadar yalan değil en azından gerçek bu.</p>
<p>Yaşamdan Alıntılar;</p>
<blockquote><p>Bu gece arabalar geçmediği zaman karanlık olan üstü kapalı olan ve araçlar için altgeçit olan bir durakta otobüs beklerken karanlıktı, içim içime sığmadı. Sığdıramadım. Bütün bu eyleminin üzerine sadece afedersin dedin ya, seni dünya gününde dünyalar kadar kutluyorum.</p></blockquote>
<p>Kimilerine göre fazla alınganım, sevgilime göre fazla kuralcı ve sınırlamacı (Sınırlamacı tanımı dışında, ona karşı değil çevremde ve arkadaşlarıma yaşamımda olan arkadaşlarımı fazla sorguluyor muşum?) Ama bilinmeyen ya da bilinmekten kaçırılan bir nokta var ben bile bunu yakalamkta zorlanıyorum. Gelişmiş bir farkındalık ise bunu bana anımsatmakta zorlanıyor, henüz uçmayı öğrenmedim!</p>
<p>Yaşamdan alıntılar;</p>
<blockquote><p>Fatih&#8217;in blog başlığını görünce aradığım adamın o olduğunu anladım, yanımda olmadığında bile bir şeye tepki gösteriyor ve güldüğünü ifade ediyorsa onu gülüşüne gülüyorum. &#8220;Dünya Yalan Söylüyor&#8221; buydu başlık. Adamımsın oğlum.</p></blockquote>
<p>Anlaşıldı ben küçüğüm, yoruldum sevmekten.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/lordneruda.wordpress.com/1/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/lordneruda.wordpress.com/1/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=lordneruda.wordpress.com&amp;blog=13156513&amp;post=1&amp;subd=lordneruda&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://lordneruda.wordpress.com/2010/04/15/bir-parca-krema-ve-dunya%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/862286094f2998eec3e751d2b3e50ddb?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">lordneruda</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://ashleycecil.com/paintings/World%20Water%20Day%20%28small%29.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">fish world</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
